Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman

Bu yazıda, “Türk idarî yargı düzeninde”ki yargı mercileri arasındaki yetki belirlemeleri üzerinde durulmaktadır. Yazıda, yasal hükümlerin; dava bakacak yargı merciinin yetkili olup olmadığı konusunda farklı anlamlar içerdiklerinde; izlenmesi gereken yol üzerinde bilimsel değerlendirmeler yer almaktadır. Dolayısıyla bu yazı, bu yönlerde bir deneme mahiyetinde bir çalışma olarak görülmelidir.

Yazının merkezine aldığı konu, kamu görevlilerine ilişkin davalarla sınırlıdır. Ama konu bakımından kamu görevlileri ile ilişiği olabilecek diğer konulara, bu kapsamla sınırlı yer verilmiştir. Bir başka yargı düzenindeki yargı mercilerinin görevli ve yetkili olup olmadıkları da bu yazının kapsamı dışındadır.

I. İdarî Yargıda “Yetki”

A. Yetkinin Tanımı ve Yargı Sürecine Etkisi 

 1. Genel Olarak

“Yetki”, davaya bakacak olan yargı merciinin belirlenmesinde, “yer”; görev ise “konu” yönünden yetkili olmayı anlatır.[1] Görev bir davaya, aynı yargı düzenindeki mahkemelerden hangisinin bakacağını belirler.[2] Buna göre bir davanın görülmesinde idarî yargı düzeninde görevli mahkemeler; arkasından o konuyu görecek görevli mahkemenin kendisi saptanır.

Yer yönünden yetkili yargı merciini belirlemek için öncelikle konu yönünden yetkili (=görevli) yargı merciinin belirlenmiş olması zorunludur.[3] Dolayısıyla, yetki, davanın; görevli yargıda hangi yerdeki mahkemede bakılacağına cevap aramaktadır. Şu halde yetki; bir davaya bakmaya coğrafî bakımdan yetkili olmak demektir.[4]

2. Yetkisizlik Hali

Yetki incelemesi davada esasa geçilmeden evvelki kabul aşamasında olur. Bu inceleme davanın açıldığı mahkeme tarafından yapılır. Yetkisizlik kararları, davanın idarî yargı mercilerinden yetkili olanına gönderilmesini gerektirir.

İdarî Yargılama Usulü Kanunun (İYUK’un) 32. maddesinde; idarî yargıda yetkinin kamu düzeninden olduğu belirtilmiştir. Yetki; davanın diğer aşamalarında da nazara alınır.[5] Yetkisizlik kararlarına karşı kanun yollarına başvurulamaz.[6] Bu husus, yetkili addedilen mahkemenin verdiği nihaî hükme karşı; kanun yolu başvuruları sırasında, bozma/kaldırma gerekçeleri içinde dile getirilebilir. Davada ön/kabul şartları tekemmül etmişse dava kabul edilmiş; bu davanın esas bakımından incelenmesine geçilmiş olur.

B. Kamu Görevlileri İçin Genel ve Özel Yetki Kuralları

1. Genel ve Özel Yetkiye İlişkin Genel Bilgi

İYUK’un 32. maddesinde, dava konusu “yetkili yargı mercii”nin; idarî işlemi veya idarî sözleşmenin yapıldığı yerdeki idarî yargı mercii olduğu belirtilmiştir. Bu, idarî yargıda genel yetki kuralıdır. Bu genel yetkinin muteber olması için, göreve ilişkin hükümler saklıdır ve; kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması da gereklidir.[7] İYUK’un 33. maddesinde “kamu görevlileri”yle ilgili bir kısım uyuşmazlıklarda, özel yetki kuralları öngörülmüştür.

2. Kamu Görevlilerine İlişkin Özel Yetkili İdarî Yargı Yerleri

a. Kanun Hükmü

İYUK’un 33. maddesindeki özel yetki kurallarına göre; kamu görevlileri için yetkili mahkeme:

1-) Atanma ve nakiller ile ilgili davalarda önceki veya sonraki görev yeri;

2-) Göreve son verilme, emeklilik ve görevden uzaklaştırma ile ilgili davalarda yetkili mahkeme son görev yeri;

3-) Disiplin cezaları, ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük işleri ile parasal haklarla ilgili davalarda halihazırdaki görev yeri;

Kapsamındaki idare mahkemeleri olacaktır.

b. Yasal Hükümdeki Deyimlere İlişkin Değerlendirmeler

(1) Atanma ve Nakil

“Atama” ya da “nakil” gibi tabirlerin yasal tanımları olmadığından bu terime çeşitli hukuki anlamlar verilmektedir. Atama, bir kadroya, bir kimsenin, tek yanlı idarî bir işlemle; kadronun öngördüğü görevleri yapmak üzere görevlendirilmeleridir. “Bir kimsenin göreve alınması atama denilen bir idarî  işlemle gerçekleştirilir.”[8] Atanan kimse atandığı kadronun öngördüğü görevleri yerine getirir. Kamu görevlilerine atandıkları kadronun tanımladığından başka görev de verilemez.[9] Kadrosu kaldırılan -ya da 2547 sayılı kanunun 60. maddesinde olduğu gibi;- yasal olarak kadro şartına bağlı olmayan atamalarda derhal kadro ihdası yapılır.[10]

Kadro, bir kamu tüzel kişisine (–ki Devlet de bir kamu tüzel kişisidir-,) organik bağla bağlama aracıdır. Ve  memurun görevlerini derece ve kademelerle “tanımlandığı hukuksal statü”dür.”[11] Ülkemizde işe alma ve görevlenrdirmelerde kadro sistemi benimsenmiştir. “Buna göre, bu sistemde bu sistemde kişi, belirli bir kadro görevi için işe alınır.”[12] Kadrolar, kamu hizmetlerinin sürekli ve düzenli olarak yürütülmesinde gerekli olan devamlı ve sabit pozisyonlardır.[13]

(2) Özlük Hakları ve Parasal Haklar

Özlük hakları, “genel memur statüsü içinde kişinin, kanunların öngördüğü biçim ve koşullarla kazandığı her türlü hak”lardır.[14] Özlük hakları, “kamu görevliliğiyle bağlantılı” haklar olarak görülürler. Özlük hakları, kamu görevlilerinin bu sıfatlarıyla ilgili olarak kazandıkları/isteyebilecekleri tüm hakları kapsar. İlerleme, yükselme, atanma, emeklilik gibi hak ve imkanlar özlük hakkı kapsamdadırlar.

“Özlük haklarının tespiti ve ödenmesi hususunda devletin belirli bir takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir.”[15] Devlet Personel Başkanlığı, verdiği bir mütalâada[16] kamu personelinin özlük haklarının da DMK’da sayıldığını dile getirmiştir.

Anayasa ve kanunların; “parasal haklar”, “mali haklar” ve “özlük hakları” şeklinde deyimlere yer vermeleri; mevzuatla parasal hakların özlük haklarında ayrı olarak adlandırılabileceğini ve düzenlenebileceğini gösterir. Kamu görevlilerinin parasal haklarıyla ilgili konulara; özel yetki kuralları uygulanmalıdır.[17] Parasal haklar da çok geniştir. 657 sayılı Devlet Memurları kanunu (DMK) ve [18] diğer kanunlarda memurlar için öngörülen parasal tüm hakları içermektedir.

II. Yasal Hükmün Açıkça Belirlemediği Hallere İlişkin Örnekler

A. Atanma ya da Nakle İlişkin İşlemler

1. İlk ve Aday Memurluğa/Memurlukta Atama

İYUK’un 33. maddesi şerhlerinde ve uygulamada; memurluğa ilk kez/dışarıdan atanma özel yetki kapsamında görülmemiştir.[19]  Diğer taraftan, “atanma” sırf, adaylıktan asıl memurluğa atanma şeklinde de anlaşılabilecektir. Bu durumda da adaylık dönemindeki atanmalarda yetkili yargı mercinin belirlenmesinde; İYUK’un 32. maddesi uygulanabilecektir. Doktrinde[20] de; adaylık süresi sonunda başarılı olan adayların memur olarak “atanacakları” belirtilmektedir. Emsal bir kararda, kurs sonu başarısız sayılan bir kaymakam adayı mesleğe kabul edilmeme işlemine ilişkin davada genel yetki kuralının geçerli olduğuna hükmedilmiştir.[21]

2. Hazırlık İşlemleri

Emsal kararlarda atanma aşamasına kadar geçen sürece ilişkin işlemler, atama, yükselme veya ilerleme kapsamında görülmemiştir.[22] Hal böyle olsa da: atanma sürecindeki “ayrılabilir işlem”lerden her birisi; -“atama işlemine etkisi” bağlamında;- kamu görevlilerine ilişkin özel yetkilere tabi olmalıdır da deniebilir.

3. İlçe, İl ya da Bakanlık (Kuruluş) Emrine Alınma

Kamu görevlilerinin atanmaları da nakilleri de bir göreve ve görevin gerektirdiği kadroya yapılır. “Kadro, atama işleminin sebep unsuru olup boş kadro olmadan atama işlemi yapılmış olmaz.[23] Kuruluş emrine alınan bir kimse, kamu görevliliğine son verilmiş bir kimse de değildir. Ama görevden alma bir kadroya yapılmadığı için; “atama”, “nakil” ya da görevlendirmeden söz edilemez. Bu belirsizlikler yetkiye de yansıyacak ve bu gibi konularda genel yetkiden de bahsedilebilecektir.

4. Bağlı Olduğu Kuruluştan Farklı İdarî Yargı Çevresindeki Birimlerle İlgili Sorunlar

Bazı kuruluşlar, bir başka yerde olan kuruluşa bağlı olarak bir başka yerde konumlanmışlardır. Buralardaki kamu görevlilerinin nasıl bir yetkiye tabi olacağı belirsizdir. Örneğin, bir üniversitenin başka yargı çevresinde fakülteleri bulunabilmektedir. Buralarda görev yapam kamu görevlileriyle ilgili davalarda uygulanacak özel yetkiye esas olmak üzere; görev yerinin fakülteye göre mi, -fakültenin hiyerarşik bağlı olduğu;- üniveriteye göre mi belirleneceği açık değildir.

B. “Görevlendirme”, “Atanma” ve “Nakil”e İlişkin Belirsizlikler ya da Bu Taleplerin Reddi

1. Atama ve Nakil Anlamları

a. Atama ve Görevlendirme Açısından

(1) Kadrosuz Atama ve Görevlendirmeler

İYUK’un 33. maddesinde “görevlendirme”den söz edilmemektedir. Atama ve görevlendirme, çoğu zaman eş anlamlı olarak anlaşılabilmektedirler. Ancak; atama bir “kadro”ya yapılır. Atamada memur ilk kez ya da bulunduğu kadrodan bir başka kadroya görevlendirilir.[24] Boş olmayan ya da ileride boşalacak kadroya atanma yok hükmündedir;[25] mutlak butlan derecesinde sakattır. Dolayısıyla kadrosuz atama yapılamaz. Yukarıda değinildiği üzere; kanuna dayanan “kadrosuz atama”larda, derhal kadro ihdası da gerekir.

Görevlendirme ise, kadronun öngördüğü görevlerden bir kısmının verilmesi olarak da  anlaşılmalıdır.[26] Yasal dayanağı olmayan “kadrosuz görevlendirme; -yükselme ya da tenzili rütbe dahi olsa;- nihayetinde görevlendirmedir” olduğu yorumu da tutarsız değildir. Örneğin; ortaöğretim kurumlarında okul müdürlüklerine “görevlendirme” yapılmaktadır. Buralara görevlendirilenler de görevlendiren makam emriyle görevden alınmaktadırlar. Bu görevlendirmeler, bir kadroya atama şeklinde değildirler. Anayasa mahkemesi (AYM) bu görevlendirmelerin kadroya atama olmadığından; kazanılmış hak vermeyeceğine hükmetmiştir.[27]

Bu şekilde görevlendirmelere ilişkin uyuşmazlıklarda; elbette kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kurallarının uygulanacağı söylenebilir.[28] Buna karşılık; görevlendirmenin atama ya da nakil olmadığı gerekçesiyle  genel yetki kurallarının geçerliliği de haklı görülebilecektir..

(2) İl, İlçe veya Bakanlık Emrine Alma Durumları

Bakanlık, il ya da ilçe emrine almak işleminde olduğu gibi; bir “kuruluş emrine alma” şeklindeki atama ya da görevlendirmeler de olabilmektedir. Bunlar -yasal dayanağı olmayan şekilde bir kadroya atama olmadığı sürece;- kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kapsamında görülmeyebilecektir. Çünkü; kamu görevlilerine ilişkin özel yetkiye ilişkin hükümler; kapsam olarak “görevlendirme”den bahsetmemiştir.

Nihayetinde:

Bu şekillerdeki uyuşmalıkların kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kurallarına tabi olması kadar; genel yetki kurallarına tabi olacakları iddiası da yabana atılamaz.

(3) Sözleşmeli, Vekâleten ve Geçici Görevlendirmeler

Anayasanın 128. Maddesi ve DMK’nın 4. Maddesine göre halihazırda: kamu görevlileri, görevleri ile bağları kanunî doğan akdî olmasına göre; memurlar ve sözleşmeliler olmak üzere 2 genel kategoriye ayrılırlar. İdarî hizmet sözleşmeliler de -kamu hukukuna tabi- “kamu görevlisi”dirler. Bu nedenle, bu görevlilere ilişkin uyuşmazlıklarda özel yetki kurallarının geçerli olacağı söylenebilir. Ama; bu sözleşmeliler için İYUK madde: 32, genel yetki kurallarına tabi olmayı öngördüğü iddiası da haklıdır. Sonuçta:

Bu konudaki bariz hukuksal belirsizlik ve her iki yetki türüne kapı açan yorumlamanın haklılığı görmezden gelinemez.

Vekâleten ya da geçici görevlendirme gibi konulardan doğan uyuşmazlıkların; anılan özel yetki kapsamında olduğu belirtilmiştir.[29] Fakat bu konuda da; her bir somut olaya göre farklı karar verilmeyeceği söylenemez. Çünkü, Anayasanın 128/1. maddesi gözetilirse, “aslî ve süreli olmayan atamalar/görevlendirmeler, görevlendirilene  “kamu görevlisi” vasfı kazandırmaz” demek de mümkündür. Görülüyor ki;bu konuda da farklı yorumlara elverişli yetki belirleme durumu mevzubahis olabilmektedir.

b. Nakil

İYUK’nın kamu görevlilerine ilişkin özel hükmün her türlü nakli kapsama aldığı görüşü hakimdir. Nakil “bir kamu görevlisinin görev yerinin değiştirilmesidir”.[30] Nitekim, Danıştay, bir yerde daha farklı göreve atamanın da nakil olduğuna hükmetmiştir.[31] Ancak, “nakil”e verilen hukuka uygun farklı anlamları da muteber görmek gerekir. Şöyle ki;

Naklin, kurumlararası yer değiştirme şeklinde anlaşılması mümkündür. Bir çalışmada[32] ise naklen atama, kamu görevlilerinin istekleri dışında yapılan atamalar karşılığında kullanılmıştır.

Kurumlararası atama veya nakilde, halihazırdaki kurumun muvafakatı vermesi, yasal usûldür. Danıştay, muvafakat vermemeye ilişkin uyuşmazlıklarda özel yetki kuralının geçerli olacağına hükmetmiştir.[33] Bu konunun yargısal karara konu olması bile, nakle ilişkin konularda belirsizliğin olabileceğini göstermektedir.

2. Atanma ve Nakil İsteklerinin Reddi

İYUKnın anılan hükmünde “atanma” ve “nakil”lerden bahsetmiştir. Atanma ya da nakil isteğinin reddi halleri yani atanamamak ya da nakledilememek de; anılan özel yetki kuralları kapsamında görülebilecektir. Emsal karar, naklen atama talebinin reddi işlemini bu kapsamda görmüştür.[34] Hal böyle de olsa; doktrinde de ileri sürüldüğü[35] üzere; “atanmama” ya da “nakledilmeme”nin özel yetki kapsamında olmadığı iddiası kendi içinde tutarlı görülebilir. Nitekim bir başka emsal karar, atama isteminin reddi işlemini “atama işlemi” kapsamında görmemiştir. Bu nedenle uyuşmazlıkta genel yetki kuralının uygulanacağına hükmetmiştir.[36]

C. Tam Yargı, Taşınır veya Taşınmaz Davalarında Yetki Sorunları

1. İdarî İşlem ve Eylemlerden Doğan Zararlarda

İYUK’un 36. maddesinde idarî sözleşmeler dışında kalan tam yargı davalarında yetkili merciin; zarara ilişkin eylemi yapan yer olacağı belirtilmektedir. Bu bir “özel nitelikli” yasal kuraldır. Atama ve nakil gibi konulardaki idarî işlemlerden doğan tazminat davalarından kamu görevlilerine ilişkin olan(33.maddeki) özel yetkinin esas alınacağı söylenebilir.[37]

Ama İYUK’un 36. maddesinin de bu konuda özel bir hüküm olduğu izahtan varestedir. Nitekim, idarî işlemlerden ya da eylemlerden doğan tam yargı davalarında kamu görevlilerine ilişkin değil; tam yargı davalarına ilişkin özel yetkiye itibar edildiği düşüncesi ileri sürülmüştür.[38]

Bir kısım görüşler göre;[39] kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kuralların kapsamı, sadece iptal davalarıyla sınırlıdır.

İdarenin eylemlerinden doğan zararlara ilişkin davalarda İYUK’un 36. maddesiyle kamu görevlileri için özel yetki kurallarını içeren 33. maddelerinin çatışması her zaman mümkündür.

2. Menkûl (=Taşınır) ve Gayrımenkûl (=Taşınmaz) Mallardan Doğan Davalarda

Bu hallerde İYUK’un 34 ve 35. maddelerindeki özel yetki kurallarına göre hareket edileceği tabiîdir. Ancak sürece, kamu görevlilerinin dahil olduğu hallerdeki davaların; sadece kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kurallarına göre yürütülmesi iddiası tereddütlü hal alacaktır.

Gerçi; bir davada haksız idarî müdahalelerden çekilen ızdırap sebebiyle manevi tazminat istenmiştir. Bu tazminatı isteyen kamu görevlisidir. Danıştay bu davada, kamu görevlileri ve taşınmazlar için öngörülen özel yetki kurallarının uygulanacağına hükmetmiştir.[40]  Ama Danıştayın bir başka kararına[41] konu yargılama sürecinde; yerel mahkemelerden birisi,[42] özel yetkiyi ortada bir eylem bulunduğu gerekçesine göre belirlemiştir.

Diğer taraftan, “parasal haklar” kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kurallarına tabidir. Fakat İYUK’ta taşınır mallardan kaynaklanan davalarda ayrı bir özel yetki kuralı vardır. Para, “taşınır mal” (=menkûl) kabul edilebilecektir. Bu durumda kamu görevlilerinin “parasal hakları”na ilişkin davalarda taşınır mallara ilişkin özel yetkinin geçerliliğini iddia etmek de mümkündür. Nitekim Danıştay, yerel mahkemelerce farklı hükümlere bağlanan bu konudaki temyiz denetiminde; yetkinin, dava konusu zararı doğuran idarî uyuşmazlığın yapıldığı yere göre belirleneceğine hükmetmiştir.[43] Danıştay başka bir kararında da kamu görevlilerine ilişkin mevzuattan kaynaklanmayan konulardaki parasal haklarda; kamu görevlilerine ilişkin özel yetkiye göre hareket edilemeyeceği yönünde de karar vermiştir.[44]

3. Vergi Yargısındaki Davalarda

Vergi yargısındaki davalarda da da yetki karmaşası çıkabilecektir. Vergilerin tarhı, tahakkuku ve hatta tahsili ile ilgili işlemlerin iptali davaları açılabilir.[45] Kanaatimizce yasal hükümlerin müsait olmadığı da söylenemez. İşte örneğin “parasal haklar”ından, yapılan haksız vergi tahakkuku işleminin iptalinde/tazmininde/iadesinde; genel, özel ya da vergi yargısına özgü olarak; farklı yargı yerlerinin yetkili  görülebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.

D. Anayasanın 40/2. maddesine Uygun Olmayan İşlemlerde  

Anayasa 40/2. maddesinde Devletin yaptığı bir işlemde, bu işleme karşı başvuru yol ve usûllerini gösterir. Bu hükmün yer almadığı atama ya da nakil gibi işlemlere karşı; kişilerin nereye dava açacakları, kural olarak, bilinmemiş olmaktadır. Emsâl kararlara göre; Anayasanın 40. maddesinde belirtilen yükümlülüklerin yargı organları bakımından da geçerlidir.[46]

Şu hale göre; yapılan işlemde, nerede, hangi yargı merciinde dava açılacağı bildirimmişse; davacının dava açacağı yeri seçme serbestisinin olduğu bile düşünülebilecektir.

E. Yürütmeyi Durdurma ve İvedi Yargılama

İdarî yargıda yürütmeyi durdurma davayı öncelikle incelemeyi gerektirir ve dolayısıyla karara bağlanırlar. Dolayısıyla, yürütmeyi durdurma talepli davaların da öncelikli usûle tabi olacağı düşünülebilir. İYUK, bir kısım davaların da ivedi usûllerle görülmelerini düzenlemiştir. Yürütmeyi durdurmanın idarenin cevabını beklemeden verilmesi gereken haller de vardır. İvedi yargılamada amaç da davanın daha erken ve adil kararla bitirilmesidir. Bu bağlamda:

1-)  Yürütmenin durdurulması talepli davalarda yetkisizliğin süreci uzatıcı etkisi; bu davaların koruma güvencesinin mantığı ile;

2-) İvedi yargılamada yetkisizlik kararı; süreci uzatıcı etkisi itibarıyla ivedi yargılama amacıyla;

Bağdaşmaz.

III. Farklı Yorumlanabilen Yasal Hükümlerin Yetkisizlik Kararlarını Engelleyici Etkileri

A. Belirsizlik Hallerinde Yetkisizlik Kararları ve Adaleti Uzatıcı Etkisi

Farklı yorumlamalara imkan veren yasal hükümlerin tek birisine dayanarak yetkisizlik kararı vermek söz konusu olabilir. Bu konuda yetkili addedilen yeni mahkemenin de yetkisizlik kararı vermesi halinde ortaya çıkacak yetki uyuşmazlıkları:

1-) Aynı bölge idare mahkemesi yetki alanındaki mahkemeler bakımından bölge idare mahkemesince;

2-) Farklı bölge idare mahkemeleri yetki alanlarındaki mahkemeler bakımından Danıştay’ca;

Giderilecektir.[47] Bu süreç, adaleti ayrıca geciktirmiş olacaktır.

Tüm bu gecikmeler, yerine göre, adaletin geciktirici etkisinden dolayı Anayasaya aykırı olabileceği gibi; adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakları gibi bir kısım hakları da ihlali edebilecektir.

Halbuki;

Bir yasal hükmün birden fazla yorumundan birisine göre yetkili görülen bir yargı merciinde açılan davalar; davacının haklı hukuki yorumuna göre yetki şartına uygun açılmış kabul edilmelidir. Çünkü kanunlar lafzı ve ruhu ile kapsadıkları konularda geçerlidirler. Yasal hükümlerin farklı yorumundan kaynaklanan birden fazla anlamıyla ilgili tereddütler/belirsizlikler Anayasal ilkeleri ihlal etmeyecek şekilde giderilmelidiriler.

B. Yasal Belirsizlikte Davaya Devamın Hukuka Uygunluğu

1. Adil Yargılanma ve Yargıya Erişim Hakkı

Anayasamıza göre temel haklarda serbestlik asıl; sınırlama istisnadır.[48] Hukukta, istisnalar geniş yorumlanamaz; ancak mutlak emredici nitelikte olmayan hükümler yorum yoluyla genişletilebilirler. Dolayısıyla hukukta yorum yoluyla istisnalar da üretilemez.”[49] Dolayısıyla belirlilik esasına uymayan, farklı yorumlamalara elverişli düzenlemelerin özgürlükler lehine yorumlanmaları kaçınılmazdır.

AYM;  belirliliği, kanunun herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde; açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması şeklinde anlamaktadır.[50] Nitekim, “hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir.”[51] Mevzuat yorumlamalarının; mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği (de) açıktır.[52]

Nihayetinde, birden fazla yoruma neden olan usûl şartlarının katı bir yoruma tabi tutulmaması gerekmektedir.[53] Zira, yetkisizliğe ilişkin yasal belirsizliklerin davaların mahkemece görülmesine bir çeşit engel görülmeleri; mahkemeye erişim hakkının ihlâli sonucu doğurur.[54]

2. Usûl Ekonomisi ve Adaletin Erken Tecelli Etmesi

Anayasanın 141/son maddesi davaları en kısa sürede ve en az masrafla sonuçlandırılmasını, yargının görevi addetmiştir. Anayasanın 5. maddesi de adaleti sağlama görevini Devlete vermiştir. Yargının adaleti sağlama görevi de Devlet organı olmasından kaynaklanır. Anayasanın 138/1.maddesine göre; hâkimler Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanlarıyla karar verilerler.

AYM,:

1-) Yasal düzenlemelerin Yargılamaların en kısa sürede bitirilmesine uygun şekilde yapılması;

2-) Bu düzenlemelerde temel hakkın özünün de korunması;

Gerektiğine işaret etmektedir.[55]

Bu hukuksal dayanaklar ancak; kanunun yetkisizliğe hükmetmekten başka şekilde yorumlanamadığı hallerde yetkisizliğe hükmetmeyi gerektirmektedir.

3. Kamu Yararı Bakımından Değerlendirme

Adaletin erken tecelli etmesi, temel hakların ihlal edilmemesi ve usûl ekonomisinin; başlı başına kamu yararına oldukları açıktır. Bu yararın yargılamanın karşı tarafı olarak idarenin yararları ile çatıştığı da söylenemez. Çünkü, idarî davalarda karşı taraftaki idare her yerde davayı takip edebilme imkânına sahiptir. Ve idare de karine olarak hukuka uygun davranmak; hukuka uygunluğu aramak ve desteklemek durumundadır. Kaldı ki;

Bu konuda çatışan yararlardan/değerlerden üstün olanı yani üstün kamu yararı; özgürlüklere uygunluk, adaletin en kısa zamanda ve en az masrafla gerçekleştirilmesindedir. “Hukuk(ta) çatışan iki…değerden…daha az üstün olan yararın…üstün…yarar karşısında…korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.”[56]

Sonuç Olarak Özetlersek…

Kamu görevlilerine ilişkin davalarda yetkiye ilişkin yasal düzenlemeler; duruma göre birden farklı uygulamaya kapı açar şekilde yorumlanabilmektedirler. Temel hakların kullanılmasında serbestlik asıl; sınırlama istisnadır. Anayasanın 5. maddesinde Devlete verdiği adaleti sağlama görevi, adaleti geciktirmeden tecelli ettirmeyi de kapsar.

Yasal hükümlerin birden fazla seçeneğe imkan verdiği hallerde yetkisizlik kararı vermeden davaya devam etmek; adil yargılanma hakkının gereğidir ve adaleti geciktirmemiş olacağından dolayı da kamu yararınadır. Bu nedenle: Yetkisizlik kararlarının hukuka uygunluğu, kanaatimizce; yasal hükmün lafzı ve ruhuyla yorumunun başka seçenek bırakmadığı hallerde verilmesiyle mümkündür.

Sonuç olarak:

Yasal hükümlerin birden fazla yoruma imkan verdiği hallerde davaya yetkisizliğe hükmedilmeden devam; kanaatimizce usul ekonomisine, adalete ve kamu yararına daha uygundur. Bu halde adil yargılanma hakkı ve diğer haklar da gözetilmiş olacaktır.

 

 

Dikkat                                :

1-)  Bu makalenin, yasalara uygun şekilde kaynak gösterilip atıf yapılarak kullanılması hariç, rızamız ve iznimiz alınmadan başka yerlerde yayımlanamayacağını ve kullanılamayacağını hatırlatmak isteriz. Bu hususta Yasal Uyarı sayfasını da kontrol edebilirsiniz.

2-) Bu makaleye atıf yapılması halinde:

R. Cengiz Derdiman, Kamu Görevlilerine İlişkin İdarî Davalarda Yetki Belirsizlikleri”, Hukuki Yaklaşım Sitesi, ……………. Erişim Tarihi: ../../20..

Şeklinde kaynak gösterilmesi gerekmektedir.

3-) İznimiz ve rızamız alınması kaydıyla diğer kullanımlarda da mutlaka:

Kaynak: R. Cengiz Derdiman, Kamu Görevlilerine İlişkin İdarî Davalarda Yetki Belirsizlikleri, Hukuki Yaklaşım Sitesi, ……………. Erişim Tarihi: ../../20..

Şeklinde kaynak gösterilmelidir.

Dipnotlar                      :

[1]     Derdiman, R. Cengiz, İdarî Yargının Genel Esasları, Yeni Değişikliklere Göre Güncellenmiş 3. Baskı Aktüel Yayınları, Bursa, 2014, s. 106.

[2]     Yıldırım, Ramazan, Türk İdârî Rejim Dersleri (İdârî Yargılama Hukuku) (cilt:3), Mimoza yayınları, Konya, 2015, s. 185.

[3]     Aynı kanaat: Yenice, Kâzım- Esin, Yüksel, İdari Yargılama Usulü, Arısan Matbaacılık, Ankara, 1983, s. 633, 634.

[4]     Derdiman, İdarî Yargının Genel Esasları, s. 355.

[5]     İdarî Yargıda görev de kamu düzeninden kabul edimekte; emsal kararlarda da değinildiği üzere (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03.05.1985 tarihli ve 80-71 sayılı kararı nakleden: Aslan, Zehredin–Berk, Kahraman, İdare Hukuku ve İdarî Yargıya İliskin Temel Kanunlar, Güncellenmiş 3. basım, Alfa Yayınları, İstanbul, 2005, s. 430; Yıldırım, Türk İdârî Rejim Dersleri s. 185) yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilmekte/mahkemece resen nazara alınmaktadır. (Derdiman, s. 356; Yıldırım, Türk İdârî Rejim Dersleri s. 185).

[6]     Yıldırım, Turan, İdari Yargı, 2. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 2010, s. 491.

[7]     Aynı içerikte bakınız: Danıştay 14. Dairesinin 29.11.2018 tarihli ve Esas: 2018/2278 Karar: 2018/8005 sayılı kararı.

[8]     Tan, Turgut, İdare Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2013, s. 511.

[9]     Derdiman, R. Cengiz, İdare Hukuku, Genişletilmiş ve Güncellenmiş 5. Baskı,  Aktüel Yayınları, Bursa, 2015, s. 395.

[10]    Bakınız: Yayla, Yıldızhan, İdare Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul 2009, s. 277.

*

[11]    Derdiman, İdare Hukuku, s. 381.

[12]    Tutum, Cahit, Personel Yönetimi, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdare Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1978, s. 30.

[13]    Giritli, İsmet-Bilgen, Pertev-Akgüner-Tayfun, İdare Hukuku,  Gözden Geçirilmiş ikinci basım, Der Yayınları, İstanbul, 2006, s. 447; benzer tanım: Tutum, s. 36.

[14]    Güncel Türkçe Sözlük, https://sozluk.gov.tr/ , (27.09.2019)

[15]    AYM 1. Bölümünün 03.07.2019 tarihli ve 2018/9074 kişisel başvuru sayılı kararı

[16]    Devlet Personle Başkanlığının 12/05/2011 tarihli ve 9748 sayılı mütalâası bakınız: Devlet Peronel Başkanlığı, Mütalâalar Özel Bülteni, Ankara, 2013, s.  493.

[17]    Danıştay 10. Dairesinin 11.03.1987 tarihli ve esas: 1986/2336, karar: 1987/479 sayılı kararı, Nakleden: Ergen, Cafer, İdarî Yargılama Usulü Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2008, s. 355.

[18]    Yenice-Esin, s. 653.

[19]    Örneğin: Karavelioğlu, Celâl, İdarî Yargılama Usulü Kanunu, cilt: II, 5. Baskı, Ankara?, 2001, s.  1456, 1457.

[20]    Günday, Metin, İdare Hukuku, Güncellenmiş ve gözden geçirilmiş 10. Baslı, İmaj yayınları, Ankara, 2011, s. 599.

*

[21]    Danıştay 12. Dairesinin 10.11.2016 tarihli ve esas: 2016/10255, karar: 2016/4974 sayılı kararı, nakleden: Bilgin, Hüseyin, İdari Davalar ve Çözüm Yolları, Seçkin Yayınları, Ankara, 2018, s. 539, 540

[22]    Örneğin: Danıştay 2. Dairesinin 30.03.2017 tarihli ve esas: 2017/752 karar: 2017/2528 ile 15.02.2017 tarihli ve esas: 2017/305 karar: 2017/1052; Danıştay 5. Dairesinin 21.04.2016 tarihli ve esas: 2016/2594 karar: 2016/2510 sayılı kararları, nak: Bilgin, s. 549, 552.

[23]    Günday, s. 600.

[24]    Aynı Yönde: Yaman, s. 289.

[25]    Atay, Ender, Ethem, İdare Hukuku, 3. Baskı, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 2012, s. 805.

[26]    Derdiman, İdare Hukuku, s. 395.

[27]    AYM’nin 13.07.2015 tarihli ve esas: 2014/88  karar: 2015/68 sayılı kararı

[28]    Örneğin, Ankara 9. İdare Mahkemesinin 18.09.2019 tarihli ve esas: 2019/1779  , karar: 2019/1798 sayılı kararı.

[29]    Danıştay 10. Dairesinin 27.02.1984 tarihli ve esas: 1984/1126, karar: 1984/408 sayılı kararı, nakleden: Yıldırım, Türk İdârî Rejim Dersleri s. 213.

[30]    Yaman, s. 289.

*

[31]    Danıştay 10. Dairesinin esas: 2001/5093 karar: 2011/4850 sayılı kararı, bakınız: Çağlayan, Ramazan, İdari Yargılama Hukuku, Güncellenmiş 7. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2015, s.  s. 257.

[32]    Çolak, Nusret İlker, “Kamu Görevlilerinin Naklen Atanma Kriterleri”, Ankara Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, yıl: 2005, cilt: 9, sayı: 1-2, ss: 127-165,  s. 137.

[33]    Danıştay 5. Dairesinin 11.07.2011 tarihli ve esas: 2011/4414 karar: 2011/4123 sayılı kararı, Akyılmaz, Bahtiyar-Sezginer, Murat-Kaya, Cemil, Türk İdari Yargılama Hukuku, Savaş Yayınları, Ankara, 2018, s. 215

[34]    Kalabalık, Halil, İdari Yargılama Usulü Hukuku,Genişletilmiş ve Güncellenmiş 10. Baskı, Sayram Yayınları, Konya, 2016, s. 226, 227. Danıştay 5. Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve esas: 2016/2311   karar: 2016/1968 sayılı kararı, nakleden: Bilgin, s.550.

[35]    Örneğin: Zabunoğlu, Yahya Kâzım, İdare Hukuku Cilt: 2, Yetkin Yayınları, Ankara, 2012, s. 481

*

[36]    Danıştay 10. Dairesinin 23.07.07.2010 tarihli ve esas: 2010/8607 karar: 2010/6304 sayılı kararı, nakleden: Akyılmaz-Sezginer-Kaya, s. 215.

[37]    Coşkun, Sabri-Karyağdı, Müjgan, İdari Yargılama Usulü Örnek İçtihatlar Yorumlar, Seçkin Yayınları, Ankara, 2001, s. 115.

[38]    Bakınız: Gönen, Yakup-Çelik, Miraç-Yeniay, Lokman-Avcı-Gökhan-Ceylan, Mahmut, Türk İdari Yargılama hukuku, Metin Yayınları, Ankara, 2014, s. 77. Aynı yerde verilen Danıştay 5. Dairesinin 06.07.2011 tarihli ve esas: 2011/3909, karar: 2011/3917 sayılı kararına da teiy edici atıf bulunmaktadır.

[39]    Yaman, Murat, İdari Yargı Dava Rehberi, Adalet Yayınları, Ankara, 2009, s. 288; Zabunoğlu, s. 480.

[40]    Danıştay 5. Dairesinin 12.12.2016 tarihli ve  esas: 2016/41057  karar: 2016/9742 sayılı kararı, naklaeden: Bilgin, s. 572. Aynı yönde: Danıştay 10. Dairesi, esas: 1993/3861 karar: 1993/3623 sayılı kararı, bakınız: Çağlayan, s. 259.

*

[41]    Danıştay 8. Dairesinin 12.06.2014 tarihli ve esas: 2014/4965, karar: 2014/5135 sayılı kararı, nak: Bilgin, s. 573, 574.

[42]    Ankara 5. İdare Mahkemesinin 07.03.2014 tarihli ve esas: 2013/1277, karar: 2014/196 sayılı kararında

[43]    Danıştay 8. Dairesinin 03.04.2014 tarihli ve esas: 2014/2311, karar: 2014/2672 sayılı kararı, naklaeden: Bilgin, s. 573.

[44]    Danıştay Başkanlar Kurulunun, 21.07.2011 tarihli ve esas: 2010/80, karar: 2011/67 sayılı kararı

[45]    Bursa 2. Vergi Mahkemesi, 31.07.2008 tarihli ve esas no: 2008/306, karar no: 2008/1618 sayılı kararından (Nakleden: Derdiman, R. Cengiz, Hukuk Başlangıcı, Gözden Geçirilmiş 5. Baskı, Aktüel Yayınları Bursa, 2015 s.237), ödenmiş bir verginin iadesi ve işlemin iptali taleplerini incelemiştir. Mahkeme  bu ptal ve tam yargı taleplerinin birlikte yapıldığı davada; “vergi yargısında iptal davası olamaz” diye bir ret kararı da vermemiştir.

[46]    Danıştay 10.Dairesinin 1.7.2009 günlü ve E:2009/5891 , K:2009/7313 kararı, bakınız: Demirkol, Selami, “Mahkemelerce Ciddi Bulunmayan Anayasaya Aykırılık İddialarının Gerekçeli Olarak Karşılanmaması Sorunu Adil Yargılanma ve Etkili Başvuru Hakkı İlkeleri Bağlamında Konunun İrdelenmesi” İstanbu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, yıl: 2008, cilt: 66, sayı:2, ss. 3-14, s. 6. Meselâ idarî işlemde açıkça belitilmedikçe; özel dava açma sürelerinin işletilemeyeceğine hükmedilmiştir. Danıştay 10. Dairesinin 31.12.2007 tarihli ve esas: 2006/2232 karar: 2007/6691 sayılı kararı.

*

[47]    Bakınız: Kalabalık, s. 226, 227.

[48]    Derdiman, R. Cengiz, Anayasa Hukuku, 3. Baskı, Aktüel Yayınları, Bursa, 2013, s. 159.

[49]    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli ve esas: 2013/1443 k: 2014/958 sayılı kararı.

[50]    AYM’nin 28.12.2017 tarihli ve esas: 2016/150 karar: 2017/179 sayılı kararı. Bir kanunda yaapılacak işlemlerin/davranışların hukuksal sonuçlarıyla; bu davranışlara/olgulara kamusal makamların müdahale yetkileri açıkça belirlenmelidir. Böylelikle “bireylerin, hak ve yükümlülüklerini öngörerek; davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmeleri mümkün hâle gelebilir. Böylece hukuk güvenliği sağlanarak kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne geçilmiş olur.” AYM’nin 11/7/2019 tarihli ve 2014/19270 kişisel başvuru sayılı kararı.

[51]    Yargıtay  Hukuk Genel Kurulunun 04.07.2018 tarihli ve Esas: 2018/7 Karar: 2018/1323 sayılı kararı

*

[52]    AYM 2. Bölümünün 22.01.2015 tarihli ve 2013/5516 başvuru sayılı kararı

[53]    AİHM’in, 12/11/2002 tarihli ve 47273/99 başvuru sayılı; ayrıca  10/7/2001 tarihli ve 40472/98 başvuru sayılı kararları, Nakleden: AYM 2. Bölümünün 22.01.2015 tarihli ve 2013/5516 başvuru sayılı kararı

[54]    AYM 1. Bölümünün 05.11.2014 tarihli ve 2012/1223 başvuru sayılı kararı.

[55]    AYMnin 14.06.2017 tarihli ve esas: 2017/49 karar:2017/ 113 sayılı kararı.

[56]    Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 06.03.2014 tarihli ve esas:  2013/7425 karar: 2014/3799 sayılı kararı.