Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman

Soru Özeti/İçeriği: İdarî yargıda iptal davasının kapsamı ve idarî işlemlere karşı başvurulacak yargı mercii nasıl belirlenir? Bu dava hangi yargı düzeninde ne adla açılır? İdarî işlemlere karşı iptal talepleri, dava dilekçesinin konusu olarak ne şekilde ve hangi hususlar gözetilerek dile getirilir? Bu konuda farklı varsayım ve seçeneklerden söz edilebilir mi?

Bu Yazının Kapsamı

Bu yazı, başlıktaki soruya cevap verecek şekilde, idarî yargıda iptal davasını ve bu davanın konusunun belirlenmesini kapsayan kısa bir izahatı içermektedir.

1. İdarenin İşlemlerine Karşı Başvuru Yapılacak Yargı Merciinin Belirlenmesi

1.1. İdarenin İşlemlerinin Yargısal Denetiminde Genel Kural

İdarî işlemler idarenin faaliyetlerinin ortaya çıkış araçlarındandırlar. Bu nedenle, idare idarî gerekli hallerde başvuracağı, işlem tesis etmek yetkisinden vazgeçemez.1 Hukukumuzda, bir kısım istisnalar dışında,2 idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır (Anayasa, madde: 125). İdarenin işlemlerine karşı mağduriyetlerin giderilmesini isteyenler, muhatap (hasım) idarî kuruluş aleyhine, görevli ve yetkili bir yargı merciinde dava açabilirler.

1.2. Adlî ya da İdarî Yargıya Başvuru Ölçütleri

Yukarda anılan dava “esasen” idarî yargıda bir iptal davası olarak “idarî” işlemler aleyhine açılabilir. Bazı idarî işlemlere karşı başvuru adlî yargı mercilerine yapılabilmektedir. İdarî işlemlere karşı adlî yargıda dava açabilmenin bir kısım şartları şöyle özetlenebilir:

1-) Yasal hükmün varlığı halinde: Hangi idarî işlemlere karşı adlî yargıda dava açılabileceği ya da başvuru yapılabileceği, eğer varsa, kanunlardaki hükümlere göre belirlenebilir. Örneğin idarî para cezalarına karşı 5326 sayılı Kabahatler Kanununa (KabK’ya) göre idarî para cezalarına karşı sulh ceza hâkimliklerine itiraz edilebilmektedir. KabK’dan anlaşılabildiği kadarıyla örneğin idarî cezalar dışında kalan idarî yaptırımlara karşı iptal talepleri, idarî yargı mercilerinde açılacak dava ile yapılabilecektir.

Kanunlarda bu konuda yapılabilecek değişikliklere göre başvurulacak görevli ya da yetkili adlî veya idarî yargı mercii de değişebilecektir. Örneğin, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, yasal değişiklikle, iş hukuku kapsamında idarî para cezalarının iptalleri için iş mahkemelerini görevli ve yetkili kılmış olmaktadır.

2-) Davanın açılacağı yargı mercii kanunda belirlenmemiş ise: “İdarenin, kişilerle olan ilişkilerinde sahip olduğu kamu gücü ve kudretini yanına alarak hareket etme üstünlük ve ayrıcalığı”3 ile tesis edilen yürütülebilir ve kesin işlemleri aleyhine, idarî yargıda dava açılabilecektir. Bu bağlamda “etkili önlem alabilme gücü”4 ile bir idarî makamın kamusal usûllerle yaptığı işlemler idare hukukuna tâbi olacaktır.5

Özel hukuk kişilerinin işlemlerinin esas itibarıyla idarî işlem kapsamında görülmesi mümkün değildir.6 Waline ve Auby, özel hukuk tüzel kişilerinin istisnaen kullanabildikleri ‘kamu gücü ayrıcalığı’ ile yaptıkları işlemleri idari işlem kabul (etmektedirler).”7

Yerleşik içtihatlara ve uygulamalara göre, yasama ve yargı mercilerinin idare hukukuna tabi işlemleri konusunda bir kısım tartışma ve tereddütler görülebilir. Konu sınırı nedeniyle çok kısa örneklersek; adlî nitelikli suçlar ya da özel hukuktaki haksız fiiller doğrudan doğruya iptal davasına konu ol(a)mazlar.8 Keza, yasama ve yargı organlarının (icra işlemleri gibi bir kısım işlemleri dışında kalan ve) “salt idarî nitelikli” olan işlemleri de idarî yargıda dava konusu olabilmektedirler.9

1.3. İptal Davasının İdarî Yargıya Özgü Niteliği ve Amacı

Adlî yargıda tapu iptali veya tasarrufun iptali davaları ya da sözleşmenin feshi gibi bir tür iptal davası sonucu doğuracak davalar vardır. Bu davalar, adlî yargıda istisnaî niteliktedirler. Buna karşılık, iptal davaları idarî yargıya özgü genel nitelikli davalardır. Dolayısıyla burada iptal davası ile “idarî yargıda” açılan iptal davaları kastedilmektedir. İptal davası idarî işlemlerin hukuka aykırılık taşıdıklarından bahisle iptal edilerek hukuk âleminden kaldırımlarını öngören bir dava türüdür.10

1.4. İptal Davasına Konu İşlemin Niteliği

İptal davalarının açılabilmesi için, “kesin” ve “yürütülebilir” bir idarî işlemin tesis edilmiş olması gerekmektedir. Kesinlikten maksat (süreç olarak) tamamlanmış olması,11 işleme karşı yeni idarî (denetim ya da işlem gibi) bir aşamanın bulunmamasıdır.12 İşlemin yürütülebilir olmasından maksat da, “hukukî durumlara etki eden”13 “yürütülmesi gereken bir işlem” olmasıdır.14. “Bazı hallerde idarî sözleşmeler de iptal davasına konu olabilirler.”15 İdarî mukaveleye (sözleşmeye) karşı bu dava, sözleşmeyi, dolaylı olarak, idarenin tek taraflı işlemi olarak görmek gerektiğinden bahisle açılabilir.16

İdarî işlemin iptalinin istenebilmesi için, bu işlem menfaat ihlâline sebep olmalıdır. İptal davalarında idarî işlemin yetki, sebep, konu, şekil ve amaç bakımından hukuka aykırı olup olmadıkları incelenir. Hukuka aykırı oldukları sübuta eren işlemler iptal edilirler. Açık ve ağır şekilde sakatlıktan dolayı yokluk ya da yok hükmünde sayılan idarî işlemlerin iptal davalarına konu edilmeden bu durumlarının tespiti yeterli görülür. Danıştay kararlarında bu davaların iptal davası formunda inceleneceklerine vurgu yapılmaktadır.17 İdare de usûl ve şartlara uygun olarak, süresi içinde iptal davalarının icaplarına göre işlem tesis eder.

İdarî yargıda esas itibarıyla “konusuz idarî dava olmaz”. Her davanın yalnızca bir konusu olabilir. Davanın konusu teşkil eden her bir somut uyuşmazlık için ayrı bir dava açılabilir.18 Dolayısıyla her bir idarî işlemin iptali talebi de ayrı bir iptal davası açılarak istenebilir. Dava dilekçesinin “davanın konusu” kısmına menfaati ihlâl ettiği iddia edilen idarî işlemin iptali istenebilir.19 Bir “iptal davasında sadece, idarî işlemin iptali istenebilir.”20

Her bir dava dilekçesinde davanın konusu açıkça yazılmalıdır.21 Aynı dava dilekçesinin “Netice ve Talep”22 ya da “Neticei Talep” (ya da talep neticesi/talep sonucu/istem sonucu) kısmında aynı dilek dile getirilir.23

İptal davasında şartlı ya da ek dilekler yapılmaz.24 Çünkü bir idarî işlemin iptal edilmesi talebinden başka bir seçenek zaten olmaz. İdarî yargıda, taleplerden birisi kabûl görmezse diğerinin kabûl edilmesi şeklinde dava açılamaz. Bunun için alternatif/yedek talepli (terditli) dâvâ söz konusu olamaz.25 Bu şekildeki davalar reddedilmektedir.26 Yalnız, iptal davasında ek olarak, sadece usûl ve şartlarına göre, duruşma ve/veya yürütmeyi durdurma talebinde bulunulabilir. Bunlar davanın konusu değil, davada yapılabilecek diğer taleplerdendirler. İptal talebinde bulunulmayan bir davada, tek başına yürütmeyi durdurma ya da duruşma talebinde bulunulamaz.

Bu davalarda mahkeme uyuşmazlık konusu işlemi değiştirmek gibi sonuçlar oluşturacak karar vermez. Yargısal usûllerle, uyuşmazlık konusu idarî işlemi iptal eder ya da iptal talebini reddeder.27 İdarî yargı yeri davacının dava konusundaki talebinde haklı olup olmadığını delilleri değerlendirerek karara bağlar.28

2. İptal Davasının Konusunun Belirlenmesinde Farklı Seçenekler

İptal davasının değişik hallerde konusunun belirlenmesi farklı olabilir. Şöyle ki;

1-) İdarenin açıkça ya da davacının yazılı istemi üzerine tesis ettiği kesin ve yürütülebilir idarî işleme karşı dava açılmasında.- Davanın konusu, idarenin tesis ettiği işlemin iptali talebidir. Örneğin bulunduğu yerden atama yönetmeliğindeki değişiklik sebebiyle başka il’e atanmış memur için, esas dava bireysel işlemin iptali konusunda olacaktır. Aralarındaki bağlantı nedeniyle bireysel atama işleminin yanı sıra, duruma göre, yönetmelikteki hükmün iptali de ayrı bir dava konusu olabilecektir. Bu işlemin iptali talebi, davanın konusu teşkil edecektir.

İdarenin önceden idarî bir işlem tesis etmediği konularda dava açmak için, önce idarenin bir işlem tesis etmesini istemek gerekir. İdarenin bu yazılı isteğe açıkça vereceği ret cevabına karşı yasal sürelere uyarak iptal davası açılabilecektir.

2-) İlk kez bir işlem tesis etmesi için yapılan başvuruya, idarenin yasal süre içinde cevap vermemesi halinde dava konusunun belirlenmesinde.- Zımnen ret sayılan idarî işlemin iptali talebi de, İdari muhakeme Usûlü Kanununun (İMUK’nın) 10. maddesindeki yasal süreler içinde dava konusunu teşkil edebilecektir. Meselâ, bir kanun, memurların görev yaptıkları yerden atanmayla ilgili mevcut atama sürelerini azaltan yeni bir düzenleme yapabilir. Bu kanun, görev sürelerinin belirlenmesini, öngördüğü alt ve üst sınırları aşmamak kaydıyla yönetmeliğe bırakmış da olabilir. Buna istinaden, kanunun öngördüğü yeni süreleri doldurduğunu iddia eden bir memur, başka bir yere atanma dilekçesi verebilecektir. Bu isteme idarece verilecek zımnen ret cevabının iptali dava konusu olabilecektir. Bu konuda yönetmeliğin çıkmamış olması davayı engellemeyecektir (Bu konuda yönetmelik çıkarılmışsa, onun da ayrıca söz konusu dava ile birlikte dava konusu edilmesi tabii ki mümkün olabilecektir).

3-) Yapılmayan ve/veya duyurulmayan bir işlemle bireysel olarak menfaat ihlâli teşkil eden bir işlemin de zımnen tesis edildiğinin kabul edilmiş sayılmasında.- -Burada işlemin kişisel olarak da tebliğ edilmediği varsayılmıştır.- Örneğin yazılı veya görüntülü basın ya da internet (elektronik iletişim) aracılığıyla toplu olarak duyurulacağı bildirilen yarışma sonuçlarının ilân edilmemiş olabilir. Bu sebeple birisinin memuriyete girme hakkını kaybetmesi söz konusu olabilir.

Bu hale göre, yarışmanın açıklanmaması ve memuriyete giriş için yarışmada “başarısız görülmüş olma”nın iptallerini kapsayan 2 dava açılabileceği düşünülebilir. Ama yarışma sonuçlarının toplu duyurulmaması her zaman “yalnız başına” bireysel bir menfaatin ihlâline sebep olmayabilir. Bir davada davanın konusu ile bu konuya “sebep” olan hususu ya da bu konunun “ortaya çıkış suretini ya da şeklini” bir birinden ayırmak gerekir. Davanın konusu menfaati ihlâl eden işlemin kendisidir. Buna sebep olan etken ya da yöntem veya dava konusunun ortaya çıkış sureti, “davanın konusu” değildir. Yarışma sonuçlarının açıklanmaması suretiyle “başarısızlıktan dolayı memuriyete girememiş olma” işleminde “yarışma sonuçlarının ilân edilmemesi” davanın konusu değil belki bireysel zararın ortaya çıkışında sebep ya da yöntem veya suret olabilecektir. Bu gibi nedenlerle, somut örnekte doğrudan bireysel menfaati ihlâl eden işlem hakkında dava açmakla yetinilmesi bizce isabetli görünmektedir.

 

1 Ender Ethem Atay, İdare Hukuku, Turhan Kitabevi Yayını, 3. Bası, Ankara, 2012, s. 424.

2 Hukukumuzda, yasama kısıntısı ve Anayasa kısıntısı diyebileceğimiz, Anayasa ve kanunlarda bir kısım işlemler ile yargı kısıntısı diyebileceğimiz bir kısım işlemler yargı denetimi dışında tutulmuştur. Hakimler ve Savcılar Kurulunun ihraç dışındaki kararları veya olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri, konu olarak, yargı denetimi dışında kalan örneklerdir. Yargı yerlerinin uyuşmazlığı, Devletin âlî (yüksek ve saygın) menfaatleri bağlamında, üst “siyasal” işlev veya “üstün yönetim işi” görerek, işin esasına girmeden reddetmelerini içeren “hükûmet tasarrufları” (R. Cengiz Derdiman, İdarî Yargının Genel Esasları, 3. Baskı, Aktüel Yayınları, Bursa, 2014, s. 26; Cemil Kaya, “Danıştay İçtihatlarında Hükümet Tasarrufu Teorisinden Devletin Hükümranlık / Egemenlik Hakkı Teorisine”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi Serdar Özgüldür Armağanı Sayı: 7, YIL 2016, SS: 637-663, S. 638; İsmet Giritli-Pertev Bilgen-Tayfun Akgüner, İdare Hukuku, Gözden Geçirilmiş 2. Basım, Der Yayınları, İstanbul, 2006, s. 109, 110) da, “hükûmetin aldığı yargı denetimi dışında kalan önlemler”dir (Giritli ve diğerleri, adı geçen eser, s. 109). Bunlar “yargı kısıntısı” kapsamında görülmektedirler. Danıştay kararlarında da “Devletin hükümranlık yetkilerinin doğal sonucu” şeklinde gerekçelendirilmektedir (örneğin: Danıştay 10. Dairesinin, 13.04.2009 tarihli ve esas: 2008/9397, karar: 2009/2788, sayılı kararı, nakleden: Kaya, adı geçen makale, s. 654). Bir kısım işlemlerin, kanunlarda yargı denetimi dışında tutulmaları hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edebilecektir. Anayasayla bile bir kısıntı konması hukuk devleti ilkeleri bakımından isabetsiz olabilecektir. Özellikle “hükümet tasarrufları”nın Anayasal ya da yasal dayanakları yoktur; bunlara hukukî dayanak bulmak da zordur (Benzer düşünce: Yakup Gönen-Miraç Çelik-Lokman Yeniay-Gökhan Avcı-Mahmut Ceylan, İdari Yargılama Usulü Hukuku, Metin Yayınları, Ankara, 2014, s. 19).

3 Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 23.06.2006 tarihli ve esas: 2006/871, karar: 2006/759sayılı kararı.

4 Doktrinde bizim “yürütebilme ayrıcalıkları” diye de isimlendirebileceğimiz bu kapsamda:

İdarenin özel hukuku aşan üstünlüğü şeklindeki ayrıcalığı” (R. Cengiz Derdiman, İdare Hukuku, 5. Baskı, Aktüel Yayınları, Bursa, s. 12); “özel hukuktan farklı bir düzenleme gerektiren konular” (Metin Günday, İdare Hukuku, İmaj Yayınları, Güncellenmiş ve Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Ankara, 2011, s. 32); “kamu gücü ayrıcalıkları” (Emin Memiş, Genel İdare Hukuku Notları, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014, s. 29; bu yazıdaki 7. dipnot; Derdiman, İdare Hukuku, adı geçen eser, s. 12, 189, 190 ve buralarda atıf yapılan eserler), “idarenin üstünlük ve ayrıcalıkları” (Turgut Tan, İdare Hukuku, Güncelleştirilmiş 2. Baskı, Turhan Kitabevi yayını, Ankara, 2013, s. 696); “özel kişilerin sahip olamayacağı ayrıcalık ve yetenekler” (Oğuz Sancakdar, İdare Hukuku, Teorik Çalışma Kitabı, Genişletilmiş ve Güncellenmiş 2. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2012, s. 55); “yürütme gücü ayrıcalıkları” (Nilay Arat, “The Place of Arbitration in Turkish Administrative Law as a Judical Alternative Dispute Resulation Method”, Europoen Review of Public Law, volume 22, ıssue: 3, 2010, ss: 873-897, s. 875) gibi deyimler de kullanılmaktadır.

5 Dieter Lorenz, Verwaltungsprozeßrecht, Springer-Verlag Berlin Heidelberg, 2000, s. 269.

6 Özel hukuk kişilerinin yaptıkları işlemlerin idarî işlem kategorisinde sayan kararlarının çoğu, bu işlemleri yapan kuruluşları yapısı ve/veya işlevleri kapsamında görerek bu sonuca varmaktadırlar (Turan Yıldırım- Melikşah Yasin- Nur Karan-H. Eyüp Özdemir-Gül Üstün-Okay Tekinsoy, İdare Hukuku, XII Levha Yayını, İstanbul, 2011, s. 586). Meselâ Danıştay (5. Dairesi, esas: 2000/624, karar: 2003/1085 sayılı kararı, nakleden: A. Şeref Gözübüyük-Turgut Tan, İdare Hukuku, I, Genel Esaslar, Güncelleştirilmiş 9. Bası, Turhan Kştabevi Yayını, Ankara, 2013, s. 367), Türk Diyanet Vakfının “yapısı ve işlevleri yönünden kamusal alana taştığını” ve “işlemin hizmetle birlikte yürüyen ve ona bitişik olduğunu” belirtmiştir. ( Yıldırım ve diğerleri (adı geçen eser, 586, 587).

7 Celal Erkut, İptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından İdari İşlemin Kimliği, Danıştay Yayınları No.51, Danıştay Matbaası, Ankara 1990, s. 64, dipnot: 42, nakleden: Nilay Arat, Türk İdare Hukuku’nda Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İstanbul, 2009 s. 125, dipnot: 399.

8 Hamza Eroğlu, İdare Hukuku, 4. Bası, Feryal Matbaacılık, Ankara, 1984, s. 397.

9 Derdiman, İdarî Yargının…, adı geçen eser, s. 127.

10 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanmasına İlişkin Kanuna göre yapılan ön incelemede soruşturma izni verilmesine ya da verilmemesine ilişkin idarî işlemlere, 10 gün içinde görevli ve yetkili idarî yargı merciinde (Bölge İdare Mahkemeleri veya Danıştay 1. Dairesinde) itiraz etmek de bir tür iptal davası addedilebilir. Buna doktrinde “eksik iptal davası” (Ramazan Yıldırım, Türk İdarî Rejimi Dersleri İdârî Yargılama Hukuku, (cilt: 3), Mimoza Yayınları, Konya, 2015, s. 102-104) denmektedir.

11 Dilşat Yılmaz, “Türk İdare Hukuku’nda İdari İşlemin ‘Kesin”liği Üzerine Bir Değerlendirme: ‘Kime Göre?’, ‘Ne İçin?’ Kesinlik”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt: 21, yıl: 2017, sayı: 2, ss: 105-153, s. 109

12 Halil Kalabalık, İdari Yargılama Usulü Hukuku, Genişletilmiş ve Güncellenmiş 10. Baskı, Sayram Yayınları, Konya, 2016, s. 131, 132.

13 Murat Sezginer, İptal Davasının Uygulama Alanı Bakımından Ayrılabilir İşlem Kuramı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2000, s. 43, 44, nakleden: Yılmaz, adı geçen makale, s. 109, 110.

14 Kalabalık, adı geçen eser, s. 131, 132. Danıştay 5. Dairesinin, 21.07.2010 tarihli, e: 2010/4406, k: 2011/1696 sayılı kararına göre yürütülebilir işlem, ‘kamu gücü ve erkinin, üçüncü kişiler üzerinde ayrıca bir başka işlemin varlığı gerekmeksizin doğrudan doğruya, hukukî sonuç doğuran ve etkisini gösteren işlem(dir).” Derdiman, İdarî Yargının…, adı geçen eser, s. 128.

15 Ramazan Çağlayan, İdarî Yargılama Hukuku, Güncellenmiş 7. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2015, s. 388.

16 Eroğlu, adı geçen eser, s. 396

17 Danıştay 10. Dairesinin 20.05.1997 tarihli ve esas: 1995/397, karar: 1997/1811 sayılı kararı, nakleden: Cafer Ergen, İdari Yargı Davaları, Seçkin Yayınları, Ankara, 2008, s. 184

18 Bu dava, iptal ya da tam yargı davası şeklinde olabilir. İptal davasında idarî işlemin iptali; tam yargı davasından da idarenin verdiği zararın tazmini talebi dava konusu olabilir. Derdiman, İdarî Yargının…, adı geçen eser, s. 99, 100.

19 “iptal davasında davacı olabilmek için “menfaat ihlali” yeterli görülmüş, davacı ile dava konusu işlem arasında sadece meşru, kişisel ve güncel bir ilişkinin varlığı aranmıştır.” Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 19.10.2001 tarihli ve esas: 2001/415, karar: 2001/737 sayılı kararı.

20 Çağlayan, adı geçen eser, s. 389.

21 Yıldırım, adı geçen eser, s. 102-104.

22 Derdiman, İdarî Yargının…, adı geçen eser, s. 99, 100.

23 Dâvâ dilekçesinin “netice ve talep” kısmı, dâvânın konusu ile uyarlı olmalıdır.” Derdiman, İdarî Yargının… adı geçen eser, s. 99.

24 Buna karşılık, örneğin Danıştay 12. Dairesinin 20.1.2010  tarihli ve Danıştay 12. Daire  esas No: 2009/7046  karar No: 2010/123 sayılı kararında, istek: “…öğretmen olarak ataması yapılan davacının, göreve başlatılmamasına ilişkin (işlemin) … iptali ile çalışamadığı döneme ilişkin hak ettiği parasal haklarının emsallerine göre hak (ettiği) tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının tanınmasına karar verilmesi istenilmektedir.” şeklinde özetlenmiştir. Hâlbuki burada 2. kısım tam yargı davası konusunu teşkil etmelidir.

25 Derdiman, İdari Yargının…, adı geçen eser, s. 100; D 11. D’nin 22.11.2006 tarihli ve 2006/7974, k: 2006/5418 sayılı kararı, nakleden: Ergen, Cafer, İdarî Yargılama Usulü Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2008, s. 87.

26 Aynı yönde: Danıştay 11. Dairesinin, 22.11.2006 tarihli ve esas: 2006/7974, karar: 2006/5418, nakleden: Bahtiyar Akyılmaz-Murt Sezginer-Cemil Kaya, İdari Yargı Mevzuatı, Güncellenmiş 8. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2015, s. 368.

27 Lorenz, adı geçen eser, s. 238, 239.

28 Danıştay 11. Dairesinin, 24.09.1997 tarihli ve esas: 1996/3096, karar: 1997/3032 sayılı kararı, nakleden: Kalabalık, adı geçen eser, s. 266.

 

 

Dikkat                                        :

1-)  Bu makalenin, yasalara uygun şekilde kaynak gösterilip atıf yapılarak kullanılması hariç, rızamız ve iznimiz alınmadan başka yerlerde yayımlanamayacağını ve kullanılamayacağını hatırlatmak isteriz. Bu hususta Yasal Uyarı sayfasını da kontrol edebilirsiniz.

2-) Bu makaleye atıf yapılması halinde:

R. Cengiz Derdiman, “İdarî Yargıda İptal Davasının Kapsamı ve Konusu nasıl belirlenir?”, Hukuki Yaklaşım Sitesi, ……………. Erişim Tarihi: ../../20..

Şeklinde kaynak gösterilmesi gerekmektedir.

3-) İznimiz ve rızamız alınması kaydıyla diğer kullanımlarda da mutlaka

Kaynak: R. Cengiz Derdiman, “İdarî Yargıda İptal Davasının Kapsamı ve Konusu nasıl belirlenir?”, Hukuki Yaklaşım Sitesi, ……………. Erişim Tarihi: ../../20..

Şeklinde kaynak gösterilmelidir.