Günümüzde Koronavirüs-2019 (Covid-19), Ülkemizin de etkilendiği bir salgın hastalık (pandemi), küresel bir tehdit durumundadır. Bu yazı, koronavirüs-2019 veya diğer salgın haslatıklarla mücadelede alınacak tedbirlerle; bu tedbirleri alma yetkilerine sahip merkezî yönetim makamlarına ilişkin yasal dayanaklara odaklanmıştır. Salgın hastalıklarda alınması gereken tedbirler ve yetki konusunu içeren bu yazının kısaltılmış içeriği; aşağıda;

“8. Sonuç yerine: Salgın hastalıkları önlemede başvurulabilecek tedbirler ve yetki

Başlığında yer almıştır.

 

1. Salgın hastalıkları önlemede tedbir alma ve kamu düzeni ilişkisi

Toplumda sağlık ve esenliğin sağlanması ve korunması, kamu düzeni kapsamında “kolluk faaliyeti”dir. Dolayısıyla önleyici ve tedavi edici sağlık hizmetleri; bilhassa salgın ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele tedbirleri, aynı zamanda “kolluk tedbirleri” mahiyetindedirler. Kolluk tedbirleri; zorunlu olduğu için başvurulan, gerekli olduğu ölçüde(ölçülü) uygulanması gereken, geçici nitelikli yasal tedbirlerdir.[1]

Hukukumuzda salgın hastalıklarla mücadelede “idarenin kamu sağlığını korumaya yönelik genel kolluk hizmeti çerçevesinde bir yetkisi bulunduğu gibi; kanunlar da hangi hastalıklara karşı ne gibi önlem alınabileceğini düzenlemişlerdir.”[2]  Salgın hastalıklarla mücadele şekil ve usulleri ile ilgili detaylı düzenlemeler, esasen, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıha Kanununda(UHK’da) yer almıştır.[3]

2. Salgın hastalıklarda tedbir öngören yasal hükümler

UHK, bir kısım hükümlerinde, salgın hastalıklarla mücadelede alınacak tedbirleri öngörmüştür. UHK’nın 72. maddesinde, aynı kanunun 57. maddesinde yazılı olan kolera, veba ve diğer salgın hastalıkların zuhurunda ya da zuhurundan şüphelenilmesi halinde:

1-) Hasta olanların, hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığının etrafa yayıldığı tıbbı incelemelerden anlaşılanların[4] tıbben icap eden müddet zarfında ve sıhhat(=sağlık) memurlarınca;

1a-) Hanelerinde veya sıhhi ve fenni şartları haiz mahallerde(=yerlerde),

1b-) Tecrit(≈ayrıştırma, izolasyon) ve müşahede altına vaz’ı(≈alınmaları)”;

Mümkün olabilecektir (m.72/1-1).

2-) Çevresinde bulaşıcı/salgın hastalıklardan birisinin ortaya çıktığı, herkesin girip çıkabileceği yerlerin; tehlike bitinceye kadar kapatılmaları ve kişilerin oralardan başka yerlere aktarılması[5](m.72/1-7) da, tedbirler kapsamında bulunmaktadır.

UHK, 72. maddesinde, bu hallerde, kamusal makamlarca, gerekli görülen hayvanların itlaf edilebilmesini; kişilerin uygun görülen yerlerde muayene edilebilmesini; temizlik için gerekli usul ve yöntemlere uyulmasının öngörülebileceği de belirtilmiştir. UHK’nın konuyla ilgili başka maddeleri de, (örneğin, m. 55,77) komşu ülkelerden geliş gidişlerin, her türlü yolculuğun denetimi ve gerekli olduğu şekilde düzenlenmesi ya da şehir sularının sağlık açısından denetlenmesi(m.235) gibi, sağlığı etkileyebilecek diğer konularda öngörülecek tedbirler de içermektedir.[6]

UHK’nın anılan 72. maddesi, dikkatle tetkik edildiğinde(≈incelendiğinde); sadece aynı kanunun 57. maddesindeki salgın ve/veya bulaşıcı hastalıklar için öngörülen tedbirleri içerdiği görülmektedir.

3. UHK’da sayılmayan salgınlarda tedbir açısından yasal dayanağın belirlenmesine ilişkin değerlendirme

3.1. Genel Olarak

UHK’nın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana; o dönemlerde olmayan birçok salgın hastalık türünün daha zuhur edebilecekleri malûmdur. Bu kapsamda bir kısım yeni salgınların ya da önceki salgın bakteri ya da virüslerin mutasyona uğrayarak başka şekilde ortaya çıktıkları görülmüştür.

Örneğin İnsan “İmmün Yetmezlik Virusu-HIV”, “kuş gribi”, “domuz gribi” ve Covid(Koronavirüs) gibi hastalıklar; sonradan ortaya çıkan ve UHK’da sayılmamış salgın türleridir. Günümüzde de kendi sınıfındaki türlerinde bile farklı Covid-19 (koronavirüs-2019)virüsü; solunum yoluyla bulaşabilen ve tüm dünyayı özel önlemler almaya mecbur bırakan salgın haline gelmiştir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü de gerekli tedbirlerin alınması bağlamında Covid-19’un pandemi yani Dünyayı etkileyen salgın olduğunu ilân etmiştir.

Bu sebepler de, sonradan çıkan salgınlarda “tecrit ve zorla tedaviyi zorunlu kılabilecektir.”[7] Dolayısıyla, sonradan ortaya çıkan salgınlara; UHK’nın, anılan sınırlı sayıdaki salgın ve bulaşıcı hastalıklara içeren 57. maddesine atıfta bulunan 72. maddesini uygulamak; konuyu tatmin edici yasal dayanağa kavuşturmamış olacaktır.

Bu kapsamda asıl dayanağın, genel olarak UHK’nın 64. maddesi ve bununla birlikte birlikte, diğer bir kısım kanunlardaki hükümlerin; konumuzla, ilgili olarak, hal ve şartlara göre dayanak olabilecekleri, aşağıda kapsamlı olarak açıklanmaktadır.

3.2. İlgili görülebilecek Anayasal hükümler

Anayasamıza göre:

1-) Anayasa hükümler ve tüm makam ve mercileri bağlayan hukuk kurallarıdır(m.11).

2-) Temel hak ve hürriyetler, kişilerin başkalarına, ailesine ve topluma karşı sorumluluklarını da içerirler.(m.12/2).

“Anayasakoyucu kişiyi temel hak ve hürriyetlerle donatırken; bu hak ve hürriyetlerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı olan ödev ve sorumluluklarından ayrı düşünülemeyeceği vurgulanmış”; durumdadır.[8] “Temel hak ve hürriyetleri kullanan kişilerin bu hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması hususunda ödev ve sorumlulukları olduğu açıktır. … Ödev ve sorumluluklarını yerine getirmeyerek haklarını kötüye kullanan kişilerin bu hakları, Anayasa’ya aykırı olmamak koşuluyla sınırlanabilir.”[9]

3-) Temel hak ve hürriyetler ancak kanunla ve her bir temel hakkı düzenleyen hükümlerdeki özel sebeplerle sınırlanabilecektir (m.13). Sınırlamalar Anayasanın 13. maddesinde öngörülen ilke ve sınırlamalara aykırı olamayacak; temel hakkın özüne de dokunamayacaktır.

4-) Kişilerin vücut bütünlüklerine ve maddi ve manevi gelişme haklarına tıbbi zorunluluklar ve kanunda belirtilen haller dışında dokunulamaz(m.17).

5-) “Toplum için tehlike teşkil eden …hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi;”(m.19/2) mümkündür.

6-) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Ayrıca:

“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. … Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.(m. 56/1 ve 2).

“Anayasa Mahkemesi(AYM) kararlarında özel sınırlama nedeni öngörülmemiş özgürlüklerin de o özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu; ayrıca Anayasa’da yer alan konuya ilişkin diğer kuralların da hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir.”[10] Çünkü AYM’nin kararlarında da belirtildiği üzere,[11] Anayasanın hükümleri bir birlerine göre eşit etki değerindedirler.[12]

Bu nedenle, salgın ya da doğal afetler Anayasanın 23. maddesindeki yerleşme ve seyahat hürriyetini sınırlama sebebi olarak öngörülmemişse de; bu hürriyet, yukarıdaki sebeplerle, Anaysanın 56/1. maddesi gibi maddelerin uygulanması bakımından, gerekli olduğunda ve ölçülü olarak kısıtlanmış olacaktır.

7-) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS) hükümleri iç hukukumuzda kanun gibi bağlayıcıdır (m. 90). Bu sözleşmenin 17. maddesi hakların kötüye kullanması gibi bir hakkın olmayacağını içermektedir.

3.3. Kamusal yararın önceliği ve düzenleme yetkisinin gerekleri

Salgın hastalıklarda alınacak tedbirlerle korunan yararın; “gerekli tedbir alınmadığında kazanılacak kişisel yarar”lardan daha ağır bastığı da açıktır. Kaldı ki bu tür fevkalâde durumlarda, yerine göre “riskin sözleşme tarafları arasında eşit şekilde paylaştırılması”[13] ya da “mücbir sebeb”le ödenmesi mümkün olamayacak borçların yasal usul ve şartlara uygun olarak ertelenmesi[14] veya kaldırılması söz konusu olabilecektir. Bu durum da Anayasanın 2. maddesindeki “milli  dayanışma ve adalet anlayışı” gereğince, kamu yararıyla ilgilidir.

Koronavirüs “salgın”ından dolayı alınan bir kısım tedbirler bu kapsamda değerlendirilmektedir.[15] Emsal kararlarda da salgın hastalıklar mücbir sebep kapsamında görülmektedirler.[16]

Mücbir sebep, dış sebeplere bağlı, beklenmeyen, önlenemeyen ve kaçınılamaz nitelikli olduğundan;[17] özel hukukta da kamu hukukunda da sorumluluğu kaldırır.[18] Bu halde idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğu söz konusu olmaz.[19]

Bu gibi fevkalâde hallerde; Devletin bu doğal afetlerde zararı önleyecek ya da en aza indirecek tedbirleri; mali imkânları çerçevesinde alması söz konusu olur.[20] Anayasanın 2. maddesindeki sosyal Devlet ve milli dayanışma ilkeleri ile 5. maddesindeki insanca yaşama bağlamında adaletin tesis Devlet görevi olarak bunu gerektirir.

“Genel sağlık, kolluk alanındaki kamu düzeninin bir parçasını oluşturmaktadır.”[21] Doktrinde, idarenin, sağlık, güvenlik ve esenlik gibi konularda, ortada geçerli bir kanun bulunmasa bile düzenleme yetkisini haiz olduğu görüşleri bulunmaktadır.[22]  Bu bakımdan düzenleme yetkisinin dolaylı da olsa bir kanuna dayandırılması mümkün/gerekli olabilmektedir.[23] Danıştay’ın da kamu yararını gerekçe gösterdiği aynı yönde kararları bulunmaktadır.[24]

4. UHK’da sayılmayan salgınlarda tedbir açısından dayanak yasal hüküm

4.1. Dayanak Olarak UHK’nın 64. maddesi

Yukarıdaki izahatlarda gözetilerek denilebilir ki:

UHK salgın hastalıklarla mücadelede toplumun düzenli ve sağlıklı bir hayat sürmesini amaçlamaktadır. Anayasal dayanaklar ve kamu yararına ilişkin değerlendirmelere de bakılınca, UHK’nın 72. maddesindeki tedbirlerin; 57. maddesindekilerden başka, yeni çıkacak salgınlar için de dayanak olabileceği yorumu yapılabilir. Ancak Anayasanın 13. maddesindeki, tüm tedbirlerin Kanunda öngörülmesi şartını içeren açık hükmü karşısında; bu yorumdan daha somut lafzî hükümlere bakılmalıdır. Gerektiğinde uygun hükmü, zaruretler ölçüsünde genişletici yorumla bulmak da mümkün görülebilir.

İşte bu noktada konuya ilişkin yasal dayanak, yine UHF’nin 64. maddesi olmaktadır. Gerçekten bu maddeye göre; 57. maddedekilerden başka herhangi “bir hastalığın salgın şekli aldığı; ya da böyle bir tehlike baş gösterdiğinde”, UHK’daki tüm tedbirler alınabilecektir.

Bu hükme göre herhangi bir hastalığın salgın şekli aldığında ya da böyle bir tehlike baş gösterdiğinde, 72. maddede yer alan tedbirler alınabilecektir.[25] Günümüzde Koronavirüs 2019(Covid-19) ya da yukarıda örneği verilen bakteri ya da virüs kaynaklı olup da evvelce var olmayan ama sonradan çıkmış hastalıkların da geniş yorumla salgın şekli alma tehlikesinin varlığında bu tedbirler alınabilecektir.

4.2. UHK’nın 64. maddesinin kapsayıcılığını destekleyen yasal hükümler

UHK’nın Sağlık Bakanlığına bütçesiyle dengeli olarak verdiği:

1-) “Memlekete sari(=bulaşıcı) ve salgın hastalıkların hulülüne(≈girişine) mümanaat(≈engel olmak).”(m.3/1-3);

2-) “Dahilde her nevi intani(=bulaşıcı), sari ve salgın hastalıklarla veya çok miktarda vefiatı(=ölüm) intaç ettiği(≈meydana getirdiği) görülen sair muzır amillerle mücadele.”(m.3/1-4);

Görevlerin gereğini yerine getirecek yetkilerin, yukarıda anıldığı gibi;6 55., 64., 72., 77., 235. ve diğer ilgili maddelerinde verildiğini kabul etmek gerekecektir.

Bu maddelerdeki tedbirlerin uygulanmasının “zorunlu olduğu” hallerde; tıbbi müdahalelerde “kişi rızası” şart olmayacağından, kişilerin buna “katlanmaları” gerekecektir. Örneğin; kamunun genelini etkileyebilecek salgın hastalıkları taşıyanların yerine göre toplumdan ayrılıp özel olarak tedavi edilmeleri gerekebilecektir.[26] “Karantina tedbirleri, hastanın izole edilmesine katlanma yükümlülüğünü gerektirir.”[27]

UHK’nın 72. maddesi “zorunlu hallerde” aşı yapılmasını da tedbirler kapsamına almıştır. Dolayısıyla yeni çıkan salgın hastalıklara UHK’nın 64. maddesi gereğince alınacak tedbirler içindeki “aşı yapılması” da, rıza şartının istisnası gibi görünmektedir. UHK’nın 88. maddesinde, açıkça çiçek aşısı zorunlu görülmüştür.

Çocuklara yapılacak aşılarda, “yasal temsilcilerinin izni” konusu yargıya taşınmıştır. Yargıtay aşının zorunluluğu yönünde karar vermişken;[28] konuya ilişkin olarak AYM, rıza şartının ihlâl edilemeyeceğine hükmetmiştir.[29] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin(AİHM’in) bir kararı, da; Hükûmetin, aşıyı zorunlu tutmadığı, önerdiği beyanına dikkat çekmiştir.[30]

Bunlara bakılırsa, mevcut ve sonradan çıkan salgın hastalıklara karşı uygulanacak aşı ve diğer bir kısım tedbirlerin zorlayıcı olup olmayacağına ilişkin olarak; vukuu muhtemel tartışmaların önüne geçmek için UHK’nın konumuza ilişkin hükümleri açık bir şekilde yeniden düzenlenmelidir.[31]

5. Salgın Hastalıklarda öngörülen tedbir açısından “ölçülülük”

“Anayasal hükümler gereği rıza dışında tıbbi müdahale için, kamusal hakkın korunması, ancak öngörülen müdahalelerle mümkün”dür.”[32] AİHM kararlarında zorunlu tıbbi müdahaleler AİHS’ye aykırı görülmemiştir.[33] Alınacak tedbirler; tıbbı iş ve işlemlerde muayene ve tedavi için aranan rıza şartının istisnası kaabilinden görüldükleri için; (açık kanun hükmüyle öngörülmeli[34]) ve zorunlu olduğu kadar uygulanmalı; Anayasanın 2. ve bilhassa 13. maddesinde dayanağını bulan ölçülülük ilkesi ve güvencesi de ihmal edilmemelidir.

6. Salgın hastalıklarda tedbir almaya yetkili makamlar

6.1. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcıları

Anayasamızın, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi doğrultusunda değiştirilen 8. maddesine göre; yürütme görev ve yetkisi Anayasaya ve kanunlara uygun olarak Cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilir. Yine Anayasamıza göre: “Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder”(m.104/2). Aynı hüküm, 1 Sayılı, “Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”nin (CBTHCK’nın) 1/1. maddesinde de yer almıştır. Cumhurbaşkanınca, kanunların uygulanması bakımından, Anayasanın 104. maddesine göre, (Anayasa ve kanunlara aykırı olmamak kaydıyla) “Cumhurbaşkanlığı kararnameleri” de çıkarılabilir. Bu kararnameler, genel düzenleyici metinler olabileceği gibi, belirli ve somut bir olaya ilişkin düzenleme ve tedbirleri de içeren “Cumhurbaşkanı kararları” da olabilir.

Bunlardan başka; bir kısım kanunlarda da, Cumhurbaşkanına verilen açık yetkiler bulunmaktadır. Koronavirüs salgın sebebiyle örneğin:

1-) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 330. maddesi salgın hastalık dönemlerinde icra takiplerinin “Cumhurbaşkanı kararı”yla durdurulabileceğini belirtmektedir. Nitekim bazı icra işlemleri bu maddeye dayanılarak “Cumhurbaşkanı Kararı”yla durdurulmuştur.[35]

2-) Sağlık personeli, “Cumhurbaşkanı Kararı”yla, başkentray, marmaray ve izban seferlerinden ve kamuya ait sosyal tesislerden, ayrıca, (belediyelerce karar verilmesi şartıyla) belediye otobüslerinden yararlanmada; 4736 sayılı kanunun 1. maddesindeki “indirimli/ücretsiz tarife yasağı”ndan 31.05.2020’ye kadar muaf tutulmuşlardır.[36]

3-) Koronavirüs(2019) salgın hastalığı dolayısıyla 7226 sayılı kanundaki (geçici madde:1) açık hükümle verilen yetkiye istinaden; yargıda başvuru dava açma gibi sürelerin durdurulması, “Cumhurbaşkanı Kararı”yla 15.06.2010 tarihine kadar uzatılmıştır.[37]

4-) UHK’nın tedbir olarak giriş ve çıkışlarda sınırların kapatılması konusunda Bakanlar Kuruluna bıraktığı karar verme yetkisi (m.55) yeni hükümet sisteminde Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır.[38]

CBTHCK’ya göre “Cumhurbaşkanı, yetkilerinden bir kısmını gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak belirterek astlarına devredebilir. (Cumhurbaşkanı) devrettiği yetkiyi, gerek gördüğünde kendisi de doğrudan kullanabilir.”(m.1/2). Bu sebeple, Cumhurbaşkanının yetki devrettiği hallerde; Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar da Cumhurbaşkanına ait olan ve devredilen yetkileri kullanabileceklerdir.

Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanı yardımcılarına ve bakanlara; bunların “sorumlulukları kapsamında” tedbir almaları için talimat verme yetkisi vardır.

6.2. Bakanlıkların tedbir yetkilerine ilişkin değerlendirme

6.2.1 Sağlık Bakanlığının tedbir yetkisi

UHK:

1-) “Memlekete sari ve salgın hastalıkların hulülüne(≈girişine) mümanaat(=önleme alma, engelleme)”(m. 3/1-3) ve;

2-) “Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çok miktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzır amillerle mücadele” (m.3/1-4);

Gibi görevleri Sağlık Bakanlığına vermiştir.

CBTHCK da Sağlık Bakanlığını;

1-) “Halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesi için çalışmalar yapmak,” görevleri ile (m.352/1-a);

2-) Teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin yürütmek (m.352/1-a);”

3-) Bulaşıcı, bulaşıcı olmayan, kronik hastalıklar ve kanser ile anne, çocuk, ergen, yaşlı ve engelli gibi risk gruplarıyla ilgili olarak;

3a-)  İzleme, sürveyans, inceleme, araştırma, bağışıklama ve kontrol çalışmaları yapmak,

3b-) Bunlarla ilgili verilerin toplanmasını sağlamak,

3c-) Belirlenen hedefler doğrultusunda plan ve programlar hazırlamak, uygulamaya koymak, denetlenmesini sağlamak, değerlendirmek ve;

3d-) Gerekli önlemleri almak (m.361/1-c);

İle görevli kılmıştır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, UHK’nın 57. maddesine atıfta bulunan 72. maddesi UHK’daki, karantina tedbirleri ve diğer tedbirlere Sağlık Bakanlığını yetkili kılmaktadır. Sonradan ortaya çıkan salgınlarda da gerekli tüm tedbirleri almak Sağlık Bakanlığının yetkisindedir(=selâhiyetindedir).

6.2.2. Diğer bakanlıkların tedbir yetkileri

6.2.2.1. Yetkilere ilişkin örnekler

Salgın ve/veya hastalıklar sebebiyle genel sağlık ve esenliğin korunması için bir kısım tedbirler; ilgili bakanların, ya Sağlık Bakanlığı ile birlikte ya da doğrudan kendileri tarafından alınabilir. Örneğin;

1-) İçişleri Bakanlığı, emniyet ve asayiş, kamu düzeninin ve Anayasadaki hak ve hürriyetlerinin korunması  (3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu, madde: 1; CBTHCK de(m.254/1-a);

2-) Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim ve öğretimi gelişmelere göre ertelemek ya da güncellemek ve bu bağlamda eğitimi geçici olarak internetten devam ettirmek; (652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname madde:2); CBTHCK m.301);

Kapsamında uygun yasal tedbirler alabileceklerdir.

Karantina ve sokağa çıkma yasakları gibi yasakların uyulmasına ilişkin kolluk denetimleri; yetkili polis ve jandarma ve sahil güvenlik kolluğu kendisine bağlı olan İçişleri Bakanının görev ve yetkisi kapsamında olacaktır.

Konuya ilişkin başka bir kısım açık ve somut hükümler de bulunmaktadır. Örneğin:

1-) Tarım ve Orman Bakanlığının salgınlarda üretim güvenliği bitkisel ve hayvansal gıdalarla ilgili olarak uygun görülen tedbirleri alma yetkisi bulunmaktadır.[39] (5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu, m. 3, 4, 15 ve 45; CBTHCK, m.410).

2-) Koronavirüs(2019) salgın hastalık, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 13. maddesinde yer alan mücbir sebeplerden görülerek; vergi mükelleflerine muafiyet ya da kolaylıklar öngören tebliğ, Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayınlanmıştır.[40]

6.3.  Tedbir alma ve uygulama açısından il hıfzıssıhha meclisleri ve valilikler

5442 sayılı İl İdaresi Kanununa göre;

Vali ilde Cumhurbaşkanının temsilcisi ve idari yürütme vasıtasıdır (m.9/1). Valiler, ilin genel idaresinden Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, görevlerine ait işleri için valilere re’sen emir ve talimat verirler.(m.9/1-a). Dolayısıyla:

Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve her bir bakan, sorumluluk alanlarındaki yasal gerekliliklerin yerine getirilmesi için; valilere, il hıfzıssıhha kurullarını harekete geçirme yetkisileri kullanmaları talimatı verilebilecektir.[41] Bu kapsamda yapılan işlemler, -bir genelge mahiyetinde olması cihetiyle, hiyerarşik emir ve komuta ilişkisi içinde cereyan edecektir.[42] Dolayısıyla bunların kamusal bağlayıcılıkları; emrin yerine getirilmesini sağlayacak kararlar ve icraî işlemleri tesisle mümkün olabilecektir.

UHK, öngördüğü tedbirlerin il düzeyinde alınabileceğini; buna da, -UHK’da öngörülen kişilerden oluşacak- il hıfzıssıha meclislerinin yetkili olacağını belirtmektedir(m.27). Bu meclislerin kararları vali ya da kaymakamlar tarafından icra olunacaktır. (UHK, m.27).

İdari işlemlerin oluşumu için açık yasal usuller bağlayıcıdır.[43] İdari işlemin hukuka uygunluğu, şekil ve usûl bakımından mevzuata uygunluğuyla bağlantılıdır.[44] Bu durumda yetki, ilgili kurul ya da makamların alacakları kararlar üzerine ya da onların da iştirakiyle kullanılır.[45]

İllerin idaresinde Anayasal usûl olan yetki genişliği(m.126) de; yine Anayasanın 123. maddesindeki “yasal idare prensibi” gereğince, kanunlarla öngörülen yetkiler derecesinde/çerçevesinde muteberdir.[46]

Dolayısıyla, illerde, UHK’da yer alan tedbirlerden gerekli görülecek olanlarına, anılan meclisler karar verecektir. Uygulanacak tedbirlerin belirlenmesinde de salgın hastalıkların yaygınlık tehlikesi derecesi gibi somut durumlar dikkate alınacaktır. Bu meclislerin kararları, kendi illeri ile sınırlı olacaktır. Bu kararlar doğrudan valiler tarafından icra olunacaktır(=yürütülecektir,≈uygulanacaktır). Kararların ilçelerde uygulanması, valiler tarafından kendisine bağlı ilçe kaymakamlarından istenecektir.

6.5. Tedbir uygulama açısından Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisine(TBMM’ye) karşı sorumluluk

İlgili Bakanlıklar salgınlarda aldıkları tedbir açısından, Cumhurbaşkanına karşı sorumludurlar. (Anayasa,m.106/5). Yürütme yetki ve görevi, yeni sistemde(=Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde), Cumhurbaşkanına aittir. “Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atama ve görevlerine son verme yetkisinin Cumhurbaşkanına aittir(m.104/8).

Atama ve görevden alma ve ast makamların kendisine karşı sorumlu olmaları gibi kriterler; üst makamın hiyerarşik denetim yetkilerinin göstergeleri[47] olarak görülebilirler. Bunlara göre:

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, “Cumhurbaşkanına karşı sorumlulukları”nın gereklerinin yerine getirilmesi bakımından; Cumhurbaşkanının vereceği talimatlar ve direktiflerle bağlıdırlar. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar üzerinde Anayasaya, Kanunlara ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri çerçevesinde hiyerarşik denetim yetkisi bulunmaktadır.[48] Cumhurbaşkanının bu yetkisi; Cumhurbaşkanı yardımcılarının ve bakanların kendilerine verilen görevlerden kaynaklanan sorumlulukları kapsamında cereyan edecek şekilde, kendisine özgü bir içerik taşımaktadır.[49] Zira:

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Bakanlar, iş ve işlemlerinden dolayı TBMM’ye karşı da sorumludurlar. Bu sorumlulukları, TBMM’nin Anayasada yazılı usullerle Bakanlıkları denetimi şeklinde ortaya çıkan siyasal sorumluluktur. Yazılı soru, meclis araştırması, meclis soruşturması ve genel görüşme TBMM’nin anılan denetleme araçlarındandırlar.

7. Salgın hastalıklarda yükümlülükleri genişleten tedbirler

7.1. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunun(OHALK’nın) uygulanabilirliği

Anayasamızda salgın ve bulaşıcı hastalıklar, olağanüstü hal(OHAL) ilânı sebepleri arasında yer almıştır.

Salgın hastalıklarla ilgili olarak alınacak diğer bir kısım tedbirlere imkân veren OHALK’nın uygulanması için, OHAL ilânı veya süresinin uzatılmış olması şarttır. Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilen ya da TBMM tarafından süresi uzatılan bir OHAL yönetimi yoksa(Anayasa,m.119), OHALK(m.5-9) uygulanamaz; temel hakları, Anayasanın (-15/2. maddesine aykırı olmamak kaydıyla-) 13. maddesindeki güvencelere aykırı nitelikte sınırlandırıcı tedbirleri içeren işlemler de yapılamaz.

Olağanüstü hal yönetim usûlü, ilân sebeplerine bağlı olarak genişletilmiş yetkilerin kullanılabildiği istisnaî bir idare usulüdür. OHAL’de idare, genişleyen takdir yetkisiyle; durumun icaplarına uygun kararları daha geniş hareket kaabilyeti olan alanda, daha hızla ve daha etkili alır.[50] Bu genişlemenin sınırını da Anayasanın 15/2. maddesi ve alınacak “uygulanacak somut tedbirlerde ölçülülük” ilkesi teşkil eder.

“İdarenin, olağanüstü yönetim usûllerinde kamu düzeninin sağlanması amaçlanır.”[51] Olağanüstü hal, olağanüstü yetkilerin kullanılmasını zorunlu kılan hal olup; Anayasal düzenin varlığı ancak böyle sağlanabilecektir.[52]

Dolayısıyla, salgın hastalıklardan korunmak için alınacak tedbirlere dayanak olacak olağan dönem yasal hükümleri yeterliyse; OHAL’e gerek kalmayacaktır.

7.2. “7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Tabi Afetler Hakkında Kanun”un(UHMTHK’nın) uygulanabilirliği

15.05.1959 tarihli ve 7269 sayılı UHMTHK, Kanun UHK’dan daha geniş tedbirler alabilme yetkileri vermektedir.

Ancak UHMTHK; deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman, “ve benzeri afetler”de uygulanabilecektir.[53] UHMTHK’da yazılı sebepler içinde açıkça yer verilmeyen “salgın hastalıklar”ın; “ve benzeri afetlerde” ibaresiyle karşılanip karşılanmayacağı tartışılabilir.

Hatta, salgın hastalıklarla mücadelede “ve benzeri” tabirine dayanılarak getirilecekler yükümlülüklerin; kanunun belirlilik, öngörülebilirlik ve ölçülülük ilkelerine uygun olmadığı iddia edilebilecektir. AYM bir kararında “Temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olması gerekir.”[54]

Bir müellife göre de; “Tabii afet denildiği zaman genellikle deprem yangın ve sel felaketi gibi hadiseler anlaşılır. Salgın hastalıkları deyimi bu kavramın içinde düşünülemez.”[55]

Buna karşılık: emsal bir Danıştay kararı da “genel hayata etkisi ölçüsünde salgın hastalık, … ve benzeri büyük afetler” bu kanun kapsamında görmüştür. Bu kararda, gönüllü çalışmalarının fevkalade hal kavramı içinde görülemeyeceği de belirtilmiştir.[56] Yalnız bu kararın alındığı dönemde geçerli olan 1961 Anayasasında özel olarak olağanüstü hal gibi bir yönetim usulü düzenlenmemiştir.

Diğer taraftan UHMTHK’nın içerdiği tedbirlerden OHALK’da da yer alanlarının uygulanması için OHAL ilan edilmesi gerekecektir. OHALK’nın sonraki tarihli olması bu durumda OHAL ilanını gerektirmekteyse de, UHMTHK’nın hangi hükümlerinin geçersiz sayılacaklarının OHALK’da gösterilmesi yerinde olurdu.[57] Bu durumda, UHMTHK’dan sonraki tarihli olduğu gibi; salgın hastalıklara karşı mücadelede alınacak tedbirleri de açıkça düzenleyen OHALK’nın uygulanması gerekecektir. Kaldı ki OHALK’nın uygulanması için; yukarıda da değinildiği üzere, ayrı ve gerekli bir usûl olarak,[58] OHAL ilan edilmelidir.

Ancak, Danıştay’ın emsal kararı da nazara alınarak, UHMTHK’nın, salgın hastalıkların afete dönüşmesi halinde ve bu salgın hastalıklara karşı; (OHAL’i gerektiren hükümleri hariç olmak üzere ve) usul ve şartlara uygun, sınırlı, zorunlu olduğunda, uyarlı ve ölçülü olarak uygulanabileceği söylenebilir.

8. Sonuç yerine: Salgın hastalıkları önlemede başvurulabilecek tedbirler ve yetki

8.1. Salgın hastalıklarda tedbir ve kamu düzeni ilişkisi

İlk olarak, salgınla mücadele kamu düzeninin sağlanması ve korunmasıyla doğrudan ilgilidir. Genel sağlık ve esenliğin sağlanması; kamu düzeninin emniyet ve asayiş gibi bir unsurunu teşkil etmektedir.

8.2. 1593 sayılı “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu”nun(UHK’nın) konuyla doğrudan ilgili hükümleri

Hukukumuzda UHK, 57. maddesinde tek tek saydığı salgın ya da bulaşıcı hastalıklarla mücadelede, alınacak tedbirleri belirlemiştir. UHK, 57. maddesinde yazılı olan salgın ve hastalıklar için, 72. maddesindeki tüm tedbirlerin alınabileceğini öngörmüştür. Bunlar içinde, kişilerin izole edilmesi; salgın ve/veya bulaşıcı hastalıklarla sınırlı olarak rızaya bakılmaksızın muayene ve tedavi yapmak; belli bir yerde ya da ikametlerinde kalmalarını sağlamak gibi birçok tedbir bulunmaktadır.

UHK’nın konuyla ilgili başka maddeleri de, (örneğin, m. 55, 77) komşu ülkelerden geliş gidişlerin, her türlü yolculuğun denetimi ve gerekli olduğu şekilde düzenlenmesi ya da şehir sularının sağlık açısından denetlenmesi gibi, sağlığı etkileyebilecek diğer konularda öngörülecek tedbirleri de içermektedir.

8.3. Yasal dayanak olarak UHK’nın 64. maddesi

UHK’nın 57. maddesi içinde 1930’lu yıllarda bilinen salgın veya bulaşıcı hastalıklar sayıldığından; günümüzdeki yeni salgınlara daha farklı yasal dayanak araştırmak daha isabetli olacaktır.

UHK’nın 64. maddesi, hastalıkların salgın halini almaları ya da böyle bir şüphenin oluştuğu durumlarda; bunlarla mücadele için UHK’daki tüm tedbirlerin alınabilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla bu hüküm, 57. maddede yazılı olmayan hastalıklardan, doğrudan salgın şeklinde ortaya çıkanlara ya da sonradan salgın niteliğine dönüşenlere karşı alınacak tedbirlere dayanak olabilecektir.

Olağan dönem yasal tedbirlerinin alınmasında görülebildiği kadarıyla yukarıda UHK’nın anılan 64 ve diğer ilgili maddeleri asıl yasal dayanağı oluşturacaklardır.

UHMTHK; deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde uygulanabilecektir. Doktrinde salgınların afet olarak görülemeyeceği yönünde fikirler bulunmaktadır. Danıştay 1961 Anayasası yürürlükteyken verdiği bir emsal kararında salgın hastalıkları toplum hayatını etkileyen sebep olarak UHMTHK kapsamında görmüştür. UHMTHK, kişilere yukarıda anılan tedbirlerden daha fazla yükümlülük getirici bir kısım tedbirler almaya izin vermektedir.

Ancak her halde, UHMTHK’daki tedbirlerden, OHALK’da da düzenlenenlerin uygulanabilmeleri, haliyle OHAL’in ilânı/mevcudiyeti şartına bağlı olacaktır. Çünkü, salgın hastalıklarla ilgili olarak alınacak diğer bir kısım tedbirlere imkân veren; hem daha sonraki tarihli hem de salgın hastalıklara mahsus özel düzenlemeler getiren OHALK’nın uygulanması için, “OHAL” ilânı şarttır.

8.4. Salgın Hastalıklarla Mücadelede Yetkili Makam ve Merciler

8.4.1. Cumhurbaşkanı

Anayasanın Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine göre değiştirilen hükümleri doğrultusunda;

Yürütme yetkisi, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak Cumhurbaşkanı tarafından yerine getirilir. Cumhurbaşkanı Devletin başı ve temsilcisi olup; Devlet başkanı olarak, Anayasanın uygulanmasını ve Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.

Anayasanın önceki hükümlerinde bunları gözetmek kapsamında kalan yetki, değişikliklerden sonra daha genişletilmiş ve temin etmeye dönüşmüştür.  Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanı yardımcılarına ve bakanlara, yetkilerinin bir kısmını devredebileceği gibi devrettiği yetkileri doğrudan kendisi de kullanabilir.  Ayrıca Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar kendilerine verilen görev ve yetkilerin yerine getirilmesinden hiyerarşik olarak Cumhurbaşkanına karşı sorumludurlar. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara,  bunların Cumhurbaşkanına karşı sorumlulukları kapsamında gerekli talimatları verme imkânı vardır.

Cumhurbaşkanı yürütme yetkisi kapsamına giren konularda; Anayasaya ve kanunlara aykırı olmayacak şekilde ve “münhasıran kanun alanına girmeyen” konularda Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkarabilir.

Konumuzla ilgili olarak, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu(m.330) gibi bir kısım kanunların Cumhurbaşkanına açık hükümleri ile yetki verdikleri görülmektedir.

Tüm bu hükümlere göre Cumhurbaşkanının, salgınlarla mücadelede, yukarıdaki yer alan Anayasa, kanun ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri doğrultusunda gerekli gördüğü tedbirleri alabilir. Ayrıca bu konularda ilgili bakanlıklara görev ve yetkileri kapsamındaki tedbirleri almalarını isteyebilir.

8.4.2. Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanlar

Salgın hastalıklarla mücadelede UHK’da yer alan tüm tedbirleri alma yetkisi, aynı kanun hükümlerine göre Sağlık Bakanlığına verilmiştir.

Diğer bakanlıkların da kendi görev ve yetkilerine giren konularda tedbir alabilme yetkileri bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Bakanlar bu yetkilerini kullanmaktan yukarıda da belirtildiği şekilde Cumhurbaşkanına karşı sorumludurlar. Bu sorumluluk emir komuta ilişkisi öngören hiyerarşik nitelikli ama kendine özgü bir sorumluluktur. Çünkü, Cumhurbaşkanı ve bakanların, Anayasanın öngördüğü şekil ve usuller dairesinde Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı da siyasal sorumlulukları da bulunmaktadır.

8.4.3. Valiler

Vali, ilde Cumhurbaşkanının temsilcisi ve idari yürütme vasıtasıdır. Bu sıfatla :

Valiler, ilin genel idaresinden Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, görevlerine ait işleri için valilere re’sen emir ve talimat verirler.  İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. İdare teşkilat ve görevleri ile bir bütündür ve kanunla düzenlenir. Dolayısıyla valilerin bri konuda il kapsamında alacakları tedbirlerde öngörülen mevzuat usulleri öncelikle bağlayıcıdır. Bu sebeple, salgın hastalıklarla mücadelede valiler, UHK’nın öngördüğü konuya özgü hükümlerde öngörülen şekil ve usullere bağlı kalacaklardır. Buna göre:

Ancak illerde, il hıfzıssıha meclislerinin aldığı kararlarla belirlenen tedbirler ilgili ili valileri tarafından da uygulanabilecektir. Bu arada, diğer bakanlıklar da kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkiler kapsamında ve ölçüsünde gerekli tedbirleri alabileceklerdir. Valiler, ilgili ilçe kaymakamlarına da gerekli emirleri vererek, uygulamayı sağlayacaklardır.

 

Yazan: Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman

E Posta: rcderdiman@hukukiyaklasim.com

iletisin@hukukiyaklasim.com

 

Dikkat                                        :

1-)  Bu makalenin, yasalara uygun şekilde kaynak gösterilip atıf yapılarak kullanılması hariç, rızamız ve iznimiz alınmadan başka yerlerde yayımlanamayacağını ve kullanılamayacağını hatırlatmak isteriz. Bu hususta Yasal Uyarı sayfasını da kontrol edebilirsiniz.

2-) Bu makaleye atıf yapılması halinde:

R.Cengiz Derdiman,Salgın Hastalıklarla Mücadelede Tedbir Alma Yetkisi”, Hukuki Yaklaşım Sitesi, (İnternet Adresi……….) Erişim Tarihi: ../../20..

Şeklinde kaynak gösterilmesi gerekmektedir.

3-) İznimiz ve rızamız alınması kaydıyla diğer kullanımlarda da mutlaka:

Kaynak:  R.Cengiz Derdiman,Salgın Hastalıklarla Mücadelede Tedbir Alma Yetkisi”, Hukuki Yaklaşım Sitesi, (İnternet Adresi……….)  Erişim Tarihi: ../../20..

Şeklinde kaynak gösterilmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dipnotlar          :

[1]     Derdiman, R. Cengiz, Polis Yönetimi ve Hukuku, 3. Baskı, Nobel Yayınları, Ankara, 2007, s. 13-18; Derdiman, R. Cengiz, İdare Hukuku, 5. Baskı, Aktüel Yayınları, Bursa, 2015, s. 121, 122.

[2]     Erman, Barış, Ceza Hukukunda Tıbbi Müdahalelerin Hukuka Uygunluğu, Seçkin yayını, Ankara, 2003, s. 174

[3]     Aynı yönde: Alyaz, Dursun, Acil Tıbbi Müdahalede Tedaviyi Ret Hakkı, Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Bilgi Yönetimi Anabilim Dalı Sağlık Hukuku Programı, İzmir, 2019, s. 33.

[4]     Yasal ifadesiyle: “Hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı neşrü tamim eylediği tetkikatı fenniye ile tebeyyün edenlerin.”

[5]     Yasal ifadeyle: “Dâhilinde sari ve salgın hastalıklardan biri zuhur eden umumi mahallerin tehlike zail oluncaya kadar set ve tahliyesi.”

[6]     Kıratlı, Metin, Koruyucu İdarî Hizmetler, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1973, s. 137 ve devamı, 145.

[7]     Tunalı, Işıl Güney, Hekimin Tıbbi Müdahalede Bulunma Yükümlülüğünün Sınırları, Doktora Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul, 2019, S. 279.

[8]     AYM’nin 10.3.2011 tarihli ve Esas: 2009/85 Karar: 2011/49 sayılı ve 18.2.2015 esas: 2015/19 karar: 2015/17 sayılı kararları.

[9]     AYM’nin 13.11.2014 tarihli ve esas: 2014/169 karar: 2014/167 sayılı kararı.

 

 

[10]    AYM’nin; 25.11.2015 tarihli ve esas: 2014/86 karar: 2015/109 sayılı ve 28.12.2017 esas: 2016/150 karar: 2017/179 sayılı kararları.

[11]    Örneğin: AYM’nin 18.07.2001 tarihli ve esas: 2001/360 karar: 2001/105 ve 13.03.2006 tarihli ve esas: 2006/21  karar: 2006/38 sayılı kararları

[12]    Derdiman, R. Cengiz, Anayasa Hukuku, 3. Baskı, Aktüel yayınları, Bursa, 2013, s. 161.

[13]    Baysal, Başak-Uyanık, Murat- Yavuz, M. Selim, “Koronavirüs 2019 (Covıd-19) ve Sözleşmeler” https://blog.lexpera.com.tr/koronavirus-2019-ve-sozlesmeler/ (27.04.2020).

[14]    Aynı yönde: Dâver, Bülent, İcra Organının İstisnai Yetkileri Bakımından Fevkalâde Hal Rejimleri (Türkiyede ve Yabancı memleketlerde), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yayını no: 130-112, Ankara, 1961, s. 23.

[15]    “Coronavirus – Auswirkungen auf Verträge” https://www.wirtschaft-lueneburg.de/Portaldata/44/Resources/startseite/aktuelles/Der_Coronavirus_und_ die_Auswirkungen_auf_Vertraege_Maerz_2020.pdf (erişim t: 01.05.2020).

[16]     Örneğin: Salgın hastalık iş hukukunda zorlayıcı(=mücbir) sebep görülmüştür. Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 01.07.2019 tarihli ve Esas: 2016/ 6740 Karar: 2019 / 14563 sayılı ve 24.10.2017Esas: 2015/ 14684 Karar: 2017 / 16522 sayılı kararları.

[17]    Duntz, Walter/Nüβgens, Karl/Heimann-Trosien/Georg-Steffen, Erich, Das Bürgerliche Gesetz Kommntar, Ban 2 Teil 5, vor § 823, no: 22; Finanzgericht in München (FG München), Urteil v. 10.03.2017 – 12 K 2612/14; Bakınız: Derdiman, R. Cengiz, “Hukukta Malvarlığı Kavramı ve Kapsamı”, Hukuki yaklaşım Sitesi, https://www.hukukiyaklasim.com/makaleler/hukukta-malvarligi-kavrami-kapsami/ (28.04.2020), dipnot: 39 ve orada atıf yapılan yerler. Mücbir sebep, önlenemezliğin kaçınılmazlığın etki düzeyi ve iç sebeplerden olmamak bakımından beklenmeyen halden ayrılır; ve beklenmeyen halde kusursuz sorumluluk gibi sorumluluk söz konusu olabilecekken, mücbir sebep sorumluluğu kaldırır. Derdiman, 2020.

[18]    İdare hukuku bakımından da dışarıdan gelmek kaydıyla; bilinemeyen, öngörülemeyen, azami bir özenle bile kaçınılamayan ve önüne geçilemeyen olaylar mücbir sebep kapsamında görülmektedir. BGH(Bundesgerichthof), Urteil vom 16. Mai 2017 –X ZR 142/1; Brosch Marlene, “Zufall im Zivilrecht”  Pro Scientıa 06.06.2016, www.proscientia.at  (erişim t: 01.05.2020)

[19]    Günday, Metin, İdare Hukuku, güncellenmiş ve gözden geçirilmiş 10. Baskı, İmaj Yayınları, Ankara, 2011, s. 384; Atay, Ender, Ethem, İdare Hukuku, üçüncü bası-Turhan Kitabevi yayını, Ankara, 2012, s.725; Derdiman, İdare Hukuku, s. 506.

[20]    AYM 2. Bölümünün 19.02.2019 tarihli ve 2015/4686 (başvuru sayılı kararı).

[21]    Yıldırım, Ramazan, İdare Hukuku Dersleri II, güncelleştirilmiş 2. Baskı, Mimoza yayınları, Konya, 2012, s. 142.

[22]    Yayla, Yıldızhan, İdare Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, 2009, s. 145; Sarıca, Ragıp; İcra Uzvunun Tanzim Selahiyeti, İstanbul 1943, s. 29.

[23]    Yayla, s. 145.

[24]    Danıştay Dava Daireleri Kurulunun, 28.04.1972 tarihli ve esas: 1968/709, karar: 1972/364 sayılı kararı, nakleden Tan, Turgut, İdare Hukuku, güncellenmiş 2. Baskı, Turhan Kitabevi yayınları, Ankara2013, s. 64, 65.

[25]    Doktrinde de genel olarak bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı bu tedbirlerin alınabileceği belirtilmektedir. Örneğin: Üçışık, Fehim, Sağlık Hukuku, 2. Baskı, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2008 s. 80, 81; Hakeri, Hakan, Tıp Hukuku, Güncellenmiş 7. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2013, s. 376, 377; Erman, s. 174; Alyaz, s. 33.

[26]    Erman, s. 174

[27]    Hakeri, s. 376.

[28]    Yargıtay 2.HD, E: 2014/22611, K: 2015/9162, T: 04.05.2015 nakleden, Tunalı, s. 363.

[29]    AYM Genel Kurul Kararı, Halime Sare Aysal Başvurusu, (Başvuru Numarası: 2013/1789), Karar Tarihi: 11/11/2015, nakleden, Tunalı, s. 364.

[30]    AİHM 2 dairesinin 12.03.2013 ve 3270 (başvuru) sayılı kararı, paragraf: 22, 24.

[31]    UHK’nın yeniden düzenlenmesi konusunda benzer görüş: : Üçışık, s. 76.

[32]    Erman, s. 173.

[33]    Örneğin: AİHM’in, 24.09.1992 tarhli “Herczegfalvy v. Austria” kararı, nakleden: Erman, s. 194, 195.

[34]    “Zorla tedavi hayat ve vücut bütünlüğü haklarına aykırılık taşıyabileceğinden yasal açık hükme dayanmalıdır.” Hakeri, s. 376.

[35]    22.03.2020 tarihli ve 2279 sayılı “Cumhurbaşkanı Kararı”, bakınız: 22.03.2020 tarihli ve 31076 sayılı Resmi Gazete.

[36]    24.03.2020 tarihli 2280 sayılı “Cumhurbaşkanı Kararı”, bakınız: 22.03.2020 tarihli ve 31076 sayılı Resmi Gazete.

[37]    30.04.2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan, 29.04.2020 tarihli ve 2480 sayılı “Cumhurbaşkanı Kararı”.

[38]    Kıratlı, s. 140.

[39]    Örneğin: “Üretime sokulmasının sakıncalı olacağına dair şüphe oluşan ürünlerin; üretim alanından uzaklaştırılması ve karantina altına alınması için gerekli sistemi kurarak ciddiyetli bir şekilde işletmeyen işveren” sorumludur. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarihli ve Esas: 2014/18899 Karar: 2015 /10764 sayılı kararı.

[40]    Hazine ve Maliye Bakanlığınca (Gelir İdaresi Başkanlığınca) yayınlanan, 518 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği bakınız: 24 Mart 2020 tarihli ve 31078 sayılı (mükerrer) Resmi Gazete.

[41]    Nitekim İçişleri Bakanlığınca, Koronavirüs-2019 salgınıyla mücadelenin en etkin düzeye çıkarılması için içeriğinde öngörülen şekil ve şartlarda, 1-3 Mayıs tarihlerinde sokağa çıkma yasaklarının uygulamaya konması; UHK’nın 27. ve 72. maddeleri gereğince Valiliklerden istenmiştir. Bakınız: “31 İlde 30.04.2020-03.05.2020 Tarihlerinde Uygulanacak Sokağa Çıkma Kısıtlaması,” https://www.icisleri.gov.tr/31-ilde-30042020-03052020-tarihlerinde-uygulanacak-sokaga-cikma-kisitlamasi,  (erişim t: 29.04.2020). Konuyla ilgili diğer genelgelere ilişkin bilgi Bakanlığın sitesinde https://www.icisleri.gov. tr/haberler-yeni (erişim t: 29.04.2020) yer almaktadır.

[42]    Genelge, sirküler, direktif gibi işlemlerin idarede üst makamların ast makamlara verebileceği emirlerdir. Özay, İl Han, Günışığında Yönetim, Alfa Yayınları, 2002, s. 350;

[43]    Eşitlik ve diğer güvencelerin normatif dış etkileri dolayısıyla idari işlemlerde biçim mevzuatta tespit edilir. (Badura, Peter, “Die Form des Verwaltungsaktes”, Verwaltungsverfahren, Festschrift zum 50. jährigen Bestehen d. Richard-Boorberg-Verlag, Hrsg: von Walter Schmitt Glaeser, 1. Auflage — Stuttgart, München, Hannover: Boorberg, 1977, s. 205, 206.) İdari işlemlerde “hukuk devleti”nin sağladığı güvencelere ve kişi haklarını korumaya yönelik usul ve şekil kurallarına titizlikle uyulması gerekmektedir. Yayla, s. 124. “İdarî işlemlerin kanun, tüzük, yönetmelik hükümlerdeki biçim şartlarına ve süreye uymaması hukuka aykırılık sebebidir.” Derdiman, İdare Hukuku, s. 162. Aynı yönde:D.8.D.’nin, 16.11.1977 tarihli ve 76/1575-77/6113 sayılı kararı, bkz: Gözübüyük, A. Şeref-Tan, Turgut, İdare Hukuku II İdari Yargılama Hukuku, Turhan Kitabevi Yayını, Ankara, 2013, s. 450.; Maurer, Hartmurt, Allgemeines Verwaltungsrecht, 16. Überarbeitete und ergræzte Auflage, C.H.Beck oHG Verlag, München, 2006, s. 195, 243-248.

[44]    Badura, s. 205.

[45]    Onar, Sıddık Sami, İdare Hukukunun Umumî Esasları, Cilt:I-II. 3. Bası, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1966, s.  303, 304, 309.

[46]    Derdiman, İdare Hukuku, s. 59; Derdiman, R. Cengiz, “Kamu Yönetiminde Yetki Genişliği”, Amme İdaresi Dergisi, cilt: 28, sayı: 4, yıl: 1995, s. 69, 71.

[47]    Derdiman, İdare Hukuku, s. 68; Çağlayan, Ramazan, İdare Hukuku Dersleri, Temel Bilgiler, yeni sisteme göre güncellenmiş 5. Baskı, adalet yayınları, Ankara, 2018, s. 63.

[48]    Kalabalık, Halil, İdare Hukuku Dersleri I gözden geçirilmiş güncellenmiş 4. Baskı, Seçkin yayını, Ankara, 2018, s. 178.

[49]    Çağlayan, s. 89.

[50]    Dâver, s. 18.

[51]    Derdiman, İdare Hukuku, s. 138.

[52]    Gören, Zafer, Anayasa Hukuku, 2017 Anayasa Değişiklikleri Işığında gözden geçirilmiş ve güncellenmiş 4. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2019, s. 426.

[53]    Bakınız: Kıratlı, s. 157-162.

[54]    AYM Genel Kurulunun 11/7/2019 tarihli ve 2014/19270 (başvuru sayılı kararı. “Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.07.2018 tarihli ve Esas: 2018/7 Karar: 2018/1323 sayılı kararı.

[55]    Kuzu, Burhan, Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Rejimi, Kazancı yayınları, İstanbul, 1993, s. 200. Ayrıca bu konuyla da ilgisi olabileceğini değerlendirdiğimiz başka görüş için bakınız: dipnot: 34.

[56]    “Bu hale göre, fevkalade halleri, mevzuatımız bakımından, savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması gibi gerçekten ağır ve tehlikeli durumlarla, 7269 sayılı Kanunda belirtildiği gibi, genel hayata etkisi ölçüsünde salgın hastalık, yer sarsıntısı, yangın, su baskını, yer kayması, çiğ ve benzeri büyük afetler olarak sınırlayabiliriz. Kişilerin özel yeteneklerini ve memleket ve insanlık için övünülmeye değer hizmet yapmalarını ise, toplumu derinden sarsan sosyal olaylar ve tabii afetler dışında mütalâa etmek gerektiği cihetle, bu kişilerin hizmet ve davranışlarını fevkalade hal kavramı içinde kabul etmeye hukuken imkân yoktur.” Danıştay 3.Dairesinin 13.05.1976 tarihli ve esas: 1976/323 Karar: 1976 /336 sayılı kararı {https://www.sinerjimevzuat.com.tr/index.jsf?dswid=-8184# (erişim t: 26.04.2020)}

[57]    Kuzu, s. 191, 192.

[58]    Aynı makamdan çıkan birbiriyle çatışan idari işlemlerden, daha fazla usulü gerektiren işlemlerin diğerine üstün ve öncelikle bağlayıcı olduğu görüşü yönünde bakınız: Akyılmaz, Bahtiyar-Sezginer, Murat-Kaya, Cemil, Türk İdare Hukuku, yenilenmiş 9. Baskı, Savaş yayınevi, Ankara, 2018, s. 52.